Yazar:
Gül Hür
Ortadoğu’daki savaşlar yalnızca siyasi dengeleri sarsmıyor, enerji akışını bozduğu için dünya ekonomisini de doğrudan etkiliyor. ABD ve İsrail'in 28 Şubat 2026'da İran'a düzenledikleri saldırılarla savaş başladığında petrol fiyatları kısa sürede yaklaşık %29 yükseldi. Aynı günlerde tarım ürünleri ve alüminyum gibi birçok hammaddenin fiyatı da arz endişeleriyle son ayların, hatta bazı kalemlerde son yılların en yüksek seviyelerine çıktı. 
Bu sert tepkinin merkezinde elbette Hürmüz Boğazı var. 2025 yılında bu dar geçitten her gün yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü taşınmıştı. Bu miktar, deniz yoluyla yapılan küresel petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birine denk geliyor. Bu nedenle burada yaşanacak bir aksama yalnızca bölge ülkelerini değil, dünya enerji piyasalarının tamamını etkileyebilecek güçte görülüyor. Üstelik mesele sadece petrol de değil. Dünyadaki petrolün yaklaşık %25 ile %30’u, sıvılaştırılmış doğalgazın ise %20’si bu rota üzerinden taşınıyor. Bu hatta yaşanacak uzun süreli bir kesinti, son yılların en büyük enerji şoklarından birine dönüşebilir. Çünkü enerji fiyatları yükseldiğinde üretim, ulaşım ve sanayi maliyetleri artıyor ve etki zinciri bununla da sınırlı kalmıyor. Küresel gübre sevkiyatının yaklaşık üçte biri bu bölgedeki ticaret yollarına bağlı olduğu için aksama riski tarımı da vuruyor. Gübre maliyeti arttığında çiftçinin üretim gideri yükseliyor, bu da zamanla gıda fiyatlarına yansıyor. Kritik deniz yollarındaki her kesinti aslında market raflarına kadar uzanan bir zinciri harekete geçiriyor. Enerji pahalanıyor, taşıma maliyetleri artıyor, üretim zorlaşıyor ve en büyük yükü çoğu zaman günlük harcaması zaten yüksek olan haneler taşıyor.
Petrol fiyatları, çatışmaların piyasalara verdiği ilk tepki oluyor. Çünkü Brent petrolün (küresel petrol fiyat göstergesi) varil fiyatı yalnızca akaryakıtı değil, taşımacılık, üretim ve sanayi maliyetlerini de etkileyen temel göstergelerden biri kabul ediliyor. Nitekim Nisan 2026’da Brent petrolü yaklaşık 99 dolar seviyesinde işlem gördü ve geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık %50 daha yüksek seyretti. Buna karşılık, enerji zincirinin bir sonraki halkası olan doğalgaz çoğu zaman gözden kaçıyor. Orta Doğu’daki gerilimler nedeniyle Hürmüz Boğazı’ndan geçen LNG akışının yaklaşık beşte biri durma noktasına gelince Avrupa’nın TTF doğalgaz fiyatları (Avrupa gaz fiyat göstergesi) 18 dolar/mmBtu seviyesine kadar çıktı. Yani Avrupa’da doğalgazın piyasa fiyatı hızla yükseldi. Bu rakam, ABD’de Henry Hub fiyatının (ABD gaz fiyat göstergesi) yaklaşık altı katına denk geliyor. Kısacası petrol savaşın manşeti olurken, faturanın önemli kısmı doğalgaz üzerinden geliyor. Çünkü doğalgaz yalnızca ısınmada kullanılmıyor. Aynı zamanda amonyak üretiminde ana hammadde olarak yer alıyor ve maliyetin %70’inden fazlasını oluşturabiliyor. Enerji maliyetleri yükseldikçe gübre üreticileri de etkileniyor, böylece tarımdan gıda fiyatlarına uzanan zincir daha kırılgan hale geliyor.
Enerjiden Gıdaya Uzanan Zincir
Gübre tarafı ise çoğu zaman gözden kaçan ama en kritik halkalardan biri. Çünkü doğal gaz, gübre üretiminde temel girdi olarak kullanılıyor. Dünya Bankası’na göre gübre fiyat endeksi 2025’in ilk çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre %6’dan fazla, geçen yılın aynı dönemine göre ise yaklaşık %11 yükseldi. Yara’nın sektör verileri de, bir ton üre üretiminde doğal gaz maliyetinin toplam maliyetin büyük bölümünü oluşturduğunu gösteriyor. Bu yüzden enerji pahalandığında gübre de hızla pahalanıyor. Şunu da belirtmek gerekir ki Hürmüz Boğazı, deniz yoluyla taşınan küresel gübre ticaretinin yaklaşık üçte birini taşıyor. Burada yaşanacak aksama hem fiyat hem tedarik baskısı yaratıyor. Yüksek enerji ve gübre maliyetleri çiftçiyi daha az ekim yapmaya, daha az gübre kullanmaya ya da ürün tercihini değiştirmeye zorlayabiliyor. Bu da ilerleyen dönemde verimi ve gıda arzını etkiliyor. Türkiye’de de bu tablo değişmiyor, benzer şekilde seyrediyor. TÜİK verilerine göre 2025’te tarımsal girdi fiyat endeksi %33,15 artarken düz gübre fiyatları %44,95, bileşik gübre fiyatları ise %42,32 yükselmiş. Kısacası çiftçi petrol almasa da pahalı enerjinin faturasını gübre üzerinden ödüyor. Bu maliyet artışı da market raflarına çoğu zaman hemen değil, sezon içinde yavaş yavaş yansıyor.
Enerji maliyetleri yükseldiğinde bunun etkisi en sonunda market raflarında görülüyor. Çünkü sebze, ekmek, süt ve et gibi gündelik ürünlerin fiyatında yalnızca üretim değil, yem, elektrik, mazot, ambalaj ve taşımacılık giderleri de belirleyici oluyor. Mart 2026’da Türkiye’de aylık enflasyon %1,94 olarak açıklansa da ulaştırma grubunda fiyatlar bir ayda %4,52 arttı. Gıda ve alkolsüz içeceklerde aylık artış %1,80 olurken yıllık gıda enflasyonu %32,36 seviyesinde kaldı. Aynı dönemde motorin fiyatının birkaç hafta içinde 60 liradan 80 liraya çıkması, taşıma maliyetlerini hızla yukarı çekti. Meyve ve sebze fiyatlarında %15 ile %20 arasında artış beklentileri oluşurken, petrole bağlı ambalaj malzemelerindeki zamlar da yeni bir maliyet baskısı yarattı. Üstelik etki yalnızca market taşımacılığıyla sınırlı değil. İthal edilen alüminyum, petrokimya ürünleri ve gübre gibi girdilerde navlun (taşıma maliyeti) ve sigorta maliyetleri yükselirken, tanker taşımacılığında savaş risk primleri birkaç katına çıktı. Bu da üreticinin maliyetini artırdı. FAO Gıda Fiyat Endeksi Mart 2026’da 128,5 puana yükseldi. OECD verileri de küresel gıda enflasyonunun %4’e çıktığını gösterdi. 
Sonuç olarak savaşların ekonomik etkisi cephe hattının ötesinde, mutfakta daha fazla hissediliyor. Önce petrol yükseliyor, ardından taşıma ve üretim maliyetleri artıyor, sonra gübre pahalanıyor ve en sonunda bu zincir market etiketlerine yansıyor. Kısacası uzaktaki bir kriz, gündelik hayatta ekmekten süte, sebzeden ete kadar birçok ürünün fiyatını etkileyebiliyor.