Doğrudan veya dolaylı katılım yoluyla bir süreliğine güç devrini sağlayan seçimler, demokratik ülkelerde şüphesiz vatandaşların karar alma sürecinde en etkili araç. Seçmenlerin tercihlerine ışık tutan seçim anketleri, özellikle seçim dönemlerinde seçmenlerin siyasi tutumu, tercihleri ve davranışlarına göre şekillenmekte. Türkiye’de son yıllarda gerçekleşen seçimlere katılım oranlarının yüksek olması, bu doğrultuda seçim dönemlerinde yapılan anket çalışmalarının önemini artırıyor. 
Anket kuruluşları tarafından yapılan çeşitli düzeylerdeki anket çalışmalarının oy tercihlerini ne kadar yansıttığı ise başta seçmenler olmak üzere siyasi partileri ve siyasi adayları da yakından ilgilendiriyor. Son yıllarda dezenformasyonun giderek arttığı ve “temiz bilgi”nin bulunmasının zorlaştığı sosyal medyada amatör veya bireysel düzeyde paylaşılan anketler, seçim anketlerinin gerçek sonuçları ne kadar yansıttığına dair soru işaretleri oluşturuyor. Bu bağlamda seçim anketlerinin şeffaflığı, kesinliği ve tarafsızlığı adına belirli kriterlerin bulunması, oy manipülasyonunun önüne geçmek adına önem taşıyor.
CNN Şeffaflık Anketi
Uluslararası yayın kuruluşu CNN’in düzenlediği Şeffaflık Anketi, seçim anketlerinin kalitesini ve güvenilirliğini artırmak adına 16 maddelik soru listesinden oluşuyor. Kuruluş, seçim dönemlerinde şeffaflığın korunması ve anketlerin güvenirliği başlıklarında söz konusu soruları cevaplamayan anketleri yayımlamıyor. 
Şeffaflık anketinde anket kuruluşuna yöneltilen; 
Anketin kaç kişiye yapıldığı, 
Anket kuruluşunun maddi kaynağının hangi gerçek veya tüzel kişiler olduğu, 
Anketin zaman aralığı, 
Katılımcı örneklem aralığı ve katılımcıların hangi yöntemlerle seçildiği,
Örneklem kısıtlamasının olup olmadığı,
Hedef kitle ve örneklem arasındaki uyuşma,
Eğitim düzeyi, yaş, etnik ve dini grup gibi farklılıkların ağırlıklı ortalaması,
Çevrimiçi anketlerde gerçek kişilerin katıldığına dair güven,
Anketin tahmini sapması 
gibi kritik sorular bulunuyor. 
Seçim anketlerinin kamuoyunu tam olarak yansıtması elbette mümkün değil. Ancak Şeffaflık Anketi’nin belirlediği soruların anket kuruluşları tarafından karşılanması, seçmenlerin ve siyasi aktörlerin tercih ve aksiyonları açısından önem taşıyor. Türkiye’de seçim dönemlerinde yayımlanan anket çalışmaları ise henüz Şeffaflık Anketi’nin kriterlerini karşılar nitelikte değil.
2018 ve 2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde Anketler Neler Söyledi?
Türkiye’de anket güvensizliği ve dezenformasyonu göz önüne alındığında, seçim dönemlerinde paylaşılan anketlerde belirli kişi veya partileri öne çıkaran anketler çoğu zaman doğru sonuçları ortaya çıkarmıyor. Bunun en çarpıcı örneği, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu önde gösteren anket sonuçları oldu. 14 Mayıs 2023’te gerçekleşecek seçimlerden önce yapılan son anket çalışmalarına göre, 12 anket kuruluşundan 10’u Kılıçdaroğlu’nu önde gösteriyordu. Ancak ikinci tura uzayan seçimlerin ilk turunda AK Parti’nin adayı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan rakibine yaklaşık %4,2 oranında fark atarak geçerli oyların %49,24’ünü aldı.
Benzer bir durum 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de meydana geldi. 24 Haziran’da gerçekleşecek seçimlerden önceki anketlerin ortalamasında AK Parti adayı Erdoğan’ın oyların yaklaşık %47’sini, en yakın rakibi Muharrem İnce’nin ise yaklaşık %28’ini alacağı ve seçimin ikinci tura uzayacağı tahmin ediliyordu. Seçim sonuçlarında ise Erdoğan geçerli oyların %52,6’sını alarak Cumhurbaşkanı olmuştu.
Anketler Neden Sonuçları Doğru Tahmin Edemiyor?
Seçim anketlerinin sonuçlarla örtüşmemesinin en yaygın nedenlerinden biri metodolojiyle ilgili sorunlar. Anket yapılan örneklemin seçmen kitlesini tam temsil etmemesi, bazı gruplara ulaşılamaması, yanlış ya da yetersiz ağırlıklandırma yapılması ve kullanılan yöntemin (telefon, yüz yüze, online) belirli seçmen profillerini öne çıkarması bu sapmayı büyütebiliyor. Buna ek olarak kararsız seçmenlerin nasıl dağıtıldığı, kimin gerçekten sandığa gideceğinin doğru tahmin edilememesi ve anketin yapıldığı zaman aralığı, ölçülen tablo ile seçim sonucu arasındaki mesafeyi artırıyor. 
Öte yandan seçmen davranışı da bu farkta belirleyici. Kutuplaşmanın yüksek olduğu dönemlerde bazı seçmenler oy tercihini açıkça söylemekten kaçınabiliyor, son anda karar veren seçmenlerin oranı beklenenden yüksek olabiliyor ya da katılım düzeyi anketlerde öngörülenden farklı gerçekleşebiliyor. Şeffaflık eksikliği de önemli bir sorun; anket soruları, örneklem yöntemi ve finansman bilgileri açıkça paylaşılmadığında sonuçların güvenilirliği değerlendirilemiyor. Tüm bunlar bir araya geldiğinde, seçim anketleri sandık sonucundan sapabiliyor ve anketler bir tahminden çok belirli bir andaki seçmen eğilimini gösteren sınırlı bir okuma haline geliyor. Bu noktada Şeffaflık Anketi’nin kriterlerinin uygulanması ise daha doğru sonuçlara ulaşılması adına önemli bir adım.