Türkiye’nin Avrupa Birliği ile vize serbestisi meselesi son yıllarda yeniden yoğun biçimde tartışılıyor. Özellikle artan ret oranları, uzayan başvuru süreçleri ve seyahat kısıtları, kamuoyunda vize uygulamasının adil olup olmadığına dair soruları gündeme taşıyor. Ancak bugünkü tablo güncel diplomatik ilişkilerin yanında; pasaport ve vize uygulamaları ile devletlerin sınırları nasıl kontrol ettiğine dair uzun bir tarihsel dönüşümün ürünü. Türk vatandaşlarının Avrupa’ya seyahat koşulları da bu dönüşümle birlikte, dönemsel kırılmalar üzerinden şekillendi.
1867
Sınırları Çizmek: Osmanlı’da Pasaportun Doğuşu
Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat sonrası dönemde 1867 yılında yürürlüğe giren Pasaport Nizamnamesi ile birlikte, modern anlamda pasaport uygulamasına geçildi. Bu döneme kadar seyahatler çoğunlukla yerel izin belgeleri ya da devlet g
Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat sonrası dönemde 1867 yılında yürürlüğe giren Pasaport Nizamnamesi ile birlikte, modern anlamda pasaport uygulamasına geçildi. Bu döneme kadar seyahatler çoğunlukla yerel izin belgeleri ya da devlet görevlilerinin verdiği geçiş yazılarıyla yürütülürken, bu yeni sistemle birlikte bireylerin sınır geçişleri daha sistematik biçimde kayıt altına alınmaya başlandı.
Nizamnamenin asıl amacı, Balkanlarda başlayan milliyetçi hareketlerle birlikte ortaya çıkan ayrılıkçı hareketler nedeniyle devletin giriş çıkışlardaki kontrolü artırmak istemesiydi. Diğer yandan Tanzimat fermanından itibaren Osmanlı’da modernleşme ve Avrupalılaşma adımlarının da etkisi oldu.
1914’te patlak veren I. Dünya Savaşı, devletlerin sınır politikalarında köklü bir değişime yol açtı. Savaş öncesinde Avrupa’da görece serbest olan dolaşım, güvenlik kaygıları nedeniyle ciddi biçimde kısıtlandı. Bu süreçte pasaport taşımak birçok ülke için zorunlu hale gelirken, yabancıların ülkeye girişini denetlemek amacıyla vize uygulamaları yaygınlaştı. 1920 yılında Milletler Cemiyeti öncülüğünde yapılan düzenlemeler ile pasaportların standartlaşmasını sağlayarak bugünkü uluslararası seyahat sisteminin temelini attı. 1924 yılında yürürlüğe giren Göçmenlik Yasası ile getirilen kota ve vize sistemi de ABD’de bugün uygulanan vize sisteminin temellerini attı.
Türkiye’nin Cemiyet’e 1932 yılında katılmasıyla uluslararası meşruiyet ve diplomatik entegrasyonu artsa da, 1950 yılına kadar Osmanlı’daki pasaport uygulaması büyük ölçüde devam etti. 1950’de çıkarılan 5862 sayılı Pasaport Kanunu ile pasaport türleri (hususi, hizmet, diplomatik) netleşti, pasaport verme yetkisi ve prosedürleri standardize edildi.
1961
Ankara Anlaşması ve Türkiye’nin Avrupa Yolculuğu
Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktası olan Ankara Anlaşması taraflar arasında kademeli olarak mal ve hizmetlerin ile işçilerin serbest dolaşımını öngörüyordu. Bu dönemde Avrupa ülkeleri, iş gücü ihtiyacını karşılamak amacıyla Türkiye’den gelen göçü teşvik etti ve sınır geçişleri bugüne kıyasla oldukça esnek
Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktası olan Ankara Anlaşması taraflar arasında kademeli olarak mal ve hizmetlerin ile işçilerin serbest dolaşımını öngörüyordu. Bu dönemde Avrupa ülkeleri, iş gücü ihtiyacını karşılamak amacıyla Türkiye’den gelen göçü teşvik etti ve sınır geçişleri bugüne kıyasla oldukça esnek bir yapıya sahipti. Türk vatandaşları Avrupa ülkelerine vize almadan pasaportlarıyla seyahat edebiliyor, özellikle işçi göçü kapsamında hareketlilik daha kolay gerçekleşiyordu.
1980
Darbenin Uzun Gölgesi: Vize Rejiminin Başlangıcı
12 Eylül 1980 askeri darbesi Türkiye’nin demokratikleşme sürecini baltalamasının yanında, bugün AB ile uygulanan vize rejiminin başlangıcı oldu. Darbenin ardından Avrupa Topluluğu’nun (AT - günümüzde AB) Türkiye ilişkilerini askıya aldı. Bunun üzerine Almanya ve Fransa 1980, Benelüks ülkeleri 1981, Birleşik Krallık 1989, İtalya 1990, İspanya 1991,&
12 Eylül 1980 askeri darbesi Türkiye’nin demokratikleşme sürecini baltalamasının yanında, bugün AB ile uygulanan vize rejiminin başlangıcı oldu. Darbenin ardından Avrupa Topluluğu’nun (AT - günümüzde AB) Türkiye ilişkilerini askıya aldı. Bunun üzerine Almanya ve Fransa 1980, Benelüks ülkeleri 1981, Birleşik Krallık 1989, İtalya 1990, İspanya 1991, Yunanistan ise 1992 yılında Türk vatandaşlarına vize uygulaması başlattı. Bu dönem serbest dolaşımdan kontrollü geçişe geçişin en net biçimde hissedildiği aşama oldu.
1995
Schengen Anlaşması: Tek Kapı, Yeni Duvar
AB sınır politikalarının yeniden yapılandığı bir diğer önemli aşama Schengen Anlaşması ile gerçekleşti. 1985 yılında imzalanıp 1995’e kadar fiilen uygulanması öngörülen Schengen sistemiyle birlikte üye ülkeler kendi aralarındaki sınır kontrollerini büyük ölçüde kaldırırk
AB sınır politikalarının yeniden yapılandığı bir diğer önemli aşama Schengen Anlaşması ile gerçekleşti. 1985 yılında imzalanıp 1995’e kadar fiilen uygulanması öngörülen Schengen sistemiyle birlikte üye ülkeler kendi aralarındaki sınır kontrollerini büyük ölçüde kaldırırken, dış sınırlar için ortak bir vize politikası benimsedi. Bu durum, Türkiye gibi Schengen dışındaki ülkeler için vize sürecinin daha merkezi ve standart hale gelmesi anlamına geldi. Artık tek bir ülkenin verdiği Schengen vizesiyle birden fazla ülkeye seyahat edilebilse de, başvuru süreçleri daha bürokratik ve denetimli bir yapıya kavuştu.
Schengen sistemi öncesinde Türk vatandaşları bazı Avrupa ülkelerine vizesiz seyahat edebiliyordu. Ancak AB’de sınır kontrollerinin kaldırılması ve ortak vize politikasına geçilmesiyle birlikte, bu ülkeler Türkiye’ye vize uygulamaya başladı. Bu süreç, 1995 sonrasında Avrupa Birliği’ne katılan ülkelerin de ortak kurallar doğrultusunda Türkiye vatandaşlarına vize zorunluluğu getirmesine yol açtı.
2013
Vize Serbestisi Müzakereleri
2000’li yıllarla birlikte Türkiye’nin AB’ye katılım müzarakeleri kapsamında vize serbestisi süreci yeniden gündeme geldi. 2013 yılında başlatılan diyalog kapsamında Türkiye, biyometrik pasaportlara geçiş, sınır güvenliğinin güçlendirilmesi, göç yönetimi kapasitesinin artırılması ve kişisel verilerin korunmasına yönelik yasal düzenlemeler gibi başlı
2000’li yıllarla birlikte Türkiye’nin AB’ye katılım müzarakeleri kapsamında vize serbestisi süreci yeniden gündeme geldi. 2013 yılında başlatılan diyalog kapsamında Türkiye, biyometrik pasaportlara geçiş, sınır güvenliğinin güçlendirilmesi, göç yönetimi kapasitesinin artırılması ve kişisel verilerin korunmasına yönelik yasal düzenlemeler gibi başlıklarda önemli adımlar attı. Bu sürecin önemli bir parçası olarak 2015’te yürürlüğe giren Geri Kabul Anlaşması ile Türkiye, kendi vatandaşlarının yanı sıra Türkiye üzerinden AB’ye geçen düzensiz göçmenlerin geri alınmasını kabul etti.
Buna karşılık süreç özellikle terörle mücadele mevzuatı, kişisel verilerin korunmasında bağımsız denetim ve uygulama farkları, yargı bağımsızlığı ve temel haklar alanındaki düzenlemeler gibi başlıklardaki uyumsuzluklar nedeniyle ilerleyemedi. Bu nedenle teknik kriterlerin önemli bir kısmında mesafe alınsa da, vize serbestisinin yürürlüğe girmesi için gerekli olan tüm koşullar tamamlanamadı.
Süreçte hem Türkiye hem de Avrupa Birliği tarafının karşılıklı olarak eleştirdiği ve “engelleyici” olarak gördüğü adımlar belirleyici oldu. Avrupa Birliği, vize serbestisi için gerekli kriterlerin tam olarak karşılanmadığını ve özellikle hukuki uyum başlıklarında eksiklikler bulunduğunu vurgularken, Türkiye tarafı ise sürecin teknik değil siyasi gerekçelerle yavaşlatıldığını, bazı üye ülkelerin çekincelerinin belirleyici olduğunu savunuyor.
Bunun yanında kamuoyunda farklı değerlendirmeler de öne çıkıyor. Türkiye açısından vize serbestisinin gerçekleşmemesinin yurtdışına göçü ve döviz çıkışını sınırladığı yönünde yorumlar yapılırken, Avrupa tarafında vize başvuruları ve ücretlerinin bir gelir kalemi oluşturduğu iddiaları dile getiriliyor. Öte yandan artan düzensiz göç baskısı ve iltica başvuruları, Avrupa ülkelerinin vize politikalarını daha ihtiyatlı uygulamasına yol açıyor.