Yazar:
Gül Hür
Kanserin nedenleri, tanısı ve tedavisi hakkında yanlış bilgiler hem sosyal medyada hem de gündelik hayatta sıkça dolaşıma giriyor. Kemoterapinin gereksiz yere uygulandığı ya da tedavi kararlarının doktorların kişisel tercihine göre verildiği gibi iddialar da bunların arasında. Yanlış sağlık bilgilerinin hastaların tedaviye yaklaşımını etkileyebilmesi nedeniyle ABD Ulusal Kanser Enstitüsü (National Cancer Institute - NCI), Cancer Research UK ve Cancer Disinfo gibi kurumlar, kanserle ilgili yaygın mitleri ve yanlış inanışları açıklamaya yönelik içerikler yayımlıyor. 
Peki kemoterapi kararları gerçekten ne kadar kişisel yoruma açık? Tedavinin uygulanıp uygulanmayacağı, kullanılacak ilaçlar, doz ve tedavi süresi hangi ölçütlere göre belirleniyor?
Kemoterapinin Kısa Tarihi
Kemoterapi, kanser hücrelerinin büyümesini durdurmak ya da hızla bölünen kanser hücrelerini öldürmek için ilaçların kullanıldığı bir tedavi yöntemi. 
Modern kemoterapinin temelleri II. Dünya Savaşı yıllarında, hardal gazının beyaz kan hücrelerini azalttığının fark edilmesiyle atıldı. Yale Üniversitesi’nden Louis Goodman ve Alfred Gilman, cerrah Gustaf Lindskog ile birlikte 1942’de ilerlemiş lenfoma hastası bir kişiye azot hardalı uyguladı. Araştırma sonuçlarının 1946’da yayımlanmasının ardından benzer ilaçlar kullanılmaya başladı ve 1949’da FDA, mekloretamini bazı kan kanserlerinin tedavisi için onayladı. Aradan geçen yaklaşık 80 yılda kemoterapi önemli ölçüde değişti. Bugün cerrahi, radyoterapi, hedefe yönelik tedaviler, hormon tedavileri ve immünoterapi gibi yöntemlerle birlikte kullanılabiliyor. Hangi tedavinin seçileceği ise kanserin türü ve evresi, tümörün özellikleri ile hastanın genel sağlık durumu gibi birçok etkene göre değerlendiriliyor.

Kemoterapi Kararları Nasıl Veriliyor?
Klinikte kemoterapiye başlanması, kullanılacak ilaçlar, doz ve tedavinin kaç kür süreceği yalnızca doktorun kişisel tercihine göre belirlenmiyor. Tedavi planı; kanserin türü ve evresi, tümörün moleküler özellikleri, hastanın genel sağlık durumu ve tedavinin amacı gibi birçok ölçüte göre hazırlanıyor. Kanser türüne özgü güncel klinik kılavuzlar da karar sürecinde yol gösteriyor. Birçok kemoterapi ilacında başlangıç dozu, boy ve kilodan hesaplanan vücut yüzey alanına göre belirleniyor. Fakat organ fonksiyonları, kan değerleri ve gelişen yan etkiler doğrultusunda dozda değişiklik yapılabiliyor. Özellikle karmaşık vakalarda tedavi seçenekleri; medikal onkoloji, cerrahi, radyoloji, patoloji ve radyasyon onkolojisi gibi farklı uzmanlıkların yer aldığı tümör konseylerinde birlikte değerlendirilebiliyor. Tedavi kararları yalnızca hekimin kişisel tercihine dayanmıyor. Klinik kılavuzlar, bilimsel kanıtlar ve hastanın özellikleri kararın çerçevesini oluştururken bu çerçeve içinde klinik değerlendirme ve hastanın tercihleri de rol oynayabiliyor.

ESMO’da yayımlanan klinik kılavuzlardan örnekler

Kemoterapi ve Radyoterapi Aynı Şey mi? 
Kemoterapi ile radyoterapi, kanser tedavisinde sık kullanılan iki farklı yöntem. Kemoterapi, ilaçlar yoluyla vücudun farklı bölgelerindeki kanser hücrelerini hedefleyen sistemik bir tedavi iken radyoterapi yüksek enerjili ışınları belirli bir bölgeye yönlendirerek çalışan lokal bir tedavi yöntemi. 
Bu iki yöntemin karıştırılması, kemoterapi gören hastaların radyasyon yaydığı yönünde yanlış bir inanışa da yol açabiliyor. Oysa kemoterapi radyasyon içermez. En yaygın radyoterapi biçimi olan dışarıdan ışın tedavisinde de radyasyon yalnızca tedavi sırasında hedef bölgeye uygulanır ve seans sona erdiğinde hastanın vücudunda radyasyon kalmaz, ayrıca hasta çevresindeki kişiler için de radyasyon riski oluşturmaz. 

Görsel, ChatGPT kullanılarak hazırlanmıştır.

Bununla birlikte bazı iç radyoterapi yöntemlerinde durum farklı olabiliyor. Örneğin brakiterapide radyoaktif kaynak tümörün içine ya da yakınına yerleştiriliyor. Kalıcı implant kullanılan bazı uygulamalarda bu kaynak haftalar veya aylar boyunca vücutta kalabildiği için, özellikle çocuklar ve hamilelerle yakın temas konusunda tedavi ekibinin önerdiği önlemlere uyulması öneriliyor. Bu önlemlerin süresi kullanılan radyoaktif maddeye ve tedavi yöntemine göre değişiyor. Buna karşılık yüksek doz oranlı (HDR) brakiterapide radyoaktif kaynak işlem sonunda tamamen çıkarılıyor. Bu nedenle tedavi bittikten sonra hasta çevresindekiler için radyasyon riski oluşturmuyor. 
Kısacası brakiterapi sonrası radyasyon riski konusunda tek bir kural yok. Değerlendirme, kullanılan kaynağın kalıcı mı geçici mi olduğuna ve uygulanan tedavinin özelliklerine göre yapılıyor. Uluslararası radyasyon güvenliği kılavuzları da önlemleri bu ayrıma göre belirliyor.
Kanser Tedavisinde Genellemeler Yanıltıcı Olabilir 
Özetle, kemoterapi ve radyoterapi tek tip, her hastaya aynı şekilde uygulanan tedaviler değil. Kullanılacak yöntem, ilaç, doz ve tedavi süresi; kanserin türüne, evresine, tümörün özelliklerine ve hastanın genel durumuna göre belirleniyor. Bu nedenle sosyal medyada ya da gündelik hayatta dolaşan kemoterapi kararlarının yalnızca hekimin kişisel tercihine göre verildiği, kemoterapinin radyasyon içerdiği ya da her hastaya aynı tedavinin uygulandığı gibi genellemeler bilimsel verilerle örtüşmüyor. 
Kanser tedavisi kişiye ve hastalığın özelliklerine göre değişebildiği için, tedaviye başlanması, tedavinin değiştirilmesi ya da bırakılması gibi kararların sosyal medya paylaşımlarına veya kulaktan dolma bilgilere göre değil, hastayı takip eden sağlık ekibiyle birlikte alınması önem taşıyor.