Yazar:
Gül Hür
“Bir kutu gazlı içecek insan ömrünü 12 dakika kısaltıyor.” 
“Erkeklerin beyni her akşam saat 8'den sonra küçülüyor.” 
“Çikolata tüketmek matematik becerisini artırıyor.”
Bu iddiaların ortak noktası, bilimsel araştırmalara veya güvenilir kurumlara dayandırılarak paylaşılan yanlış bilgiler olmaları. Bu, son yıllarda özellikle sosyal medyada karşılaşılan yanlış bilgi türlerinden biri. Bir paylaşımda yer alan iddianın bilimsel çalışmaya dayandırıldığı notunu düşmek gönderinin ilgi çekmesini ve daha yüksek etkileşim almasını sağlıyor. Hatta bazılarında makalenin adı, yazarları ve yayımlandığı dergi gibi detaylar bile belirtiliyor. Oysa kaynağa gidip bakıldığında ya böyle bir çalışmanın hiç var olmadığını ya da araştırmanın iddia edilen sonuca ulaşmadığını görmek mümkün. Bir makaledeki ifade yanlış çevrilmiş, bulgular bağlamından koparılmış veya sonuçlar abartılmış olabiliyor.
Peki, bilimsel çalışmalar nasıl yanlış bilgiye dönüştürülüyor ve “bilim böyle diyor” denildiğinde nelere dikkat etmek gerekiyor?
Bilimsel “Güvenilir” ile Eş Anlamlı mı?
Bir çalışmanın “bilimsel” olması, onun otomatik olarak doğru, tarafsız veya güvenilir olduğu anlamına gelmiyor. Bilimde güven, nesnellik ve etik gibi kavramlar uzun yıllardır bilim felsefesi ve araştırma etiği içinde tartışılıyor ve bu sorular çok daha geniş akademik alanların konusu olmaya devam ediyor. Burada önemli olan, bir çalışmayı bilimsel yapan temel unsurları kısaca anlamak.
Bir araştırma genellikle bir soruyla başlıyor. Araştırmacılar önce mevcut çalışmaları tarıyor, ardından bir yöntem belirleyip veri topluyor ve sonuçlarını yayımlıyor. Akademik dergilerdeki makalelerin bir kısmı, yayımlanmadan önce aynı alandaki uzmanlar tarafından inceleniyor. Buna hakem değerlendirmesi deniyor. Fakat hakemli bir dergide yayımlanmak, çalışmanın kesin doğru olduğu anlamına gelmiyor. Üstelik her disiplin de aynı yayın düzenine sahip değil. Bazı alanlarda konferans bildirileri, kitaplar veya ön baskılar da önemli olabiliyor. Bir makalenin izi ise adı, yazarları, dergisi ve DOI numarası üzerinden sürülebiliyor. Google Scholar veya PubMed gibi veri tabanlarıyla benzer çalışmalar, atıflar, düzeltmeler ve geri çekmeler kontrol edilebiliyor.
Bir çalışmanın ne kadar güvenilir olduğu, hangi yöntemsel sorunları taşıdığı ya da bilimsel literatürde nasıl karşılandığı esas olarak ilgili akademik alanın tartışması. Bir doğruluk kontrolü platformu çalışmanın alan içindeki nihai bilimsel değerine hükmedemez. Fakat çalışma türü, örneklem, sınırlılıklar ve varsa düzeltme veya geri çekilme durumunu kontrol edebilir. Bu yazı için önemli olan, “bilimsel” bir dayanağı olduğu söylenen ve bu nedenle kontrol edilebilir hale gelen iddiaların nasıl doğrulandığını göstermek. Yani temel soru şu: Kaynak gösterilen çalışma gerçekten iddia edilen şeyi söylüyor mu?
Bilimsel Araştırmalar Sosyal Medyada Nasıl Yanlış Bilgiye Dönüştürülüyor?
Bir makalenin yanlış bilgiye dönüşmesi her zaman aynı şekilde olmuyor. İlgili çalışma bazen yanlış çevrinin kurbanı oluyor, bazen sonuçlar bağlamından koparılıyor ve bazen de araştırmanın söylemediği bir şey söylenmiş gibi aktarılıyor. Bu çarpıtmaların en sık görülen birkaç biçimi var.
1. Yanlış Çeviri
Bilimsel bir iddia bazen yalnızca yanlış çeviri nedeniyle bambaşka bir anlama gelebiliyor. Doğruluk Payı’nda incelenen bir paylaşımda, bir araştırmaya göre sodanın insan ömrünü 12 dakika kısalttığı iddia edilmişti. Oysa kaynak gösterilen makalede “soda” değil, şekerle tatlandırılmış içecekler anlamına gelen sugar-sweetened beverages ifadesi kullanılıyor. Üstelik söz konusu 12 dakika, gerçek yaşam süresinden kesin olarak eksilen bir süreyi değil, modelleme yoluyla hesaplanan “sağlıklı yaşam dakikasını” ifade ediyor. İngilizcede “soda” gazlı ve şekerli içecekler için kullanılabilirken Türkçede çoğunlukla maden suyunu çağrıştırıyor. Böylece tek bir kelimenin yanlış aktarılması, araştırmanın sonucunun olduğundan farklı ve daha kesin görünmesine yol açabiliyor.
2. Bağlamından Koparmak
Bazen araştırmanın kendisi doğru ve bulgu gerçek olsa da sorun, araştırma aktarılırken bağlamın kaybolmasıyla başlıyor. Bu tür çarpıtmaya verilebilecek bir örnek ise 1990-1999 arasında doğanların en kötü ruh sağlığına sahip kuşak olduğunu iddia eden bir paylaşım. İddia detaylı bir şekilde incelendiğinde, kaynak gösterilen çalışmanın yalnızca Avustralya’daki verileri incelediği anlaşılıyor. Yani belirli bir ülkeye ve gruba ait bir sonuç, sanki bütün bir kuşak için geçerliymiş gibi sunulmuş. Bir başka sosyal medya paylaşımında ise bir araştırmanın erkeklerin beyninin akşam 8’den sonra küçüldüğünü gösterdiği iddia edilmişti. Oysa çalışma yalnızca 26 yaşındaki tek bir erkek üzerinde yapılmıştı. Yani tek kişide gözlenen sınırlı bir bulgu, bütün erkekler için geçerliymiş gibi aktarılmıştı.
3. Sonucu Çarpıtma
Bazı araştırmalarda iddia edilen ilişki gerçekten bulunmuş olsa da sosyal medyada bu ilişki, doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi varmış gibi aktarılabiliyor. Örneğin uzun süreli Bluetooth kulaklık kullanımının tiroid nodülleriyle bağlantılı olduğunu öne süren bir paylaşımda bilimsel bir çalışma kaynak gösterilmişti. 600 kişilik çevrimiçi ankete dayalı gözlemsel çalışma, kulaklık kullanım süresi ile tiroid nodülleri arasında istatistiksel bir ilişki bulmuştu. Fakat bu, Bluetooth kulaklık kullanımının tiroid nodüllerine neden olduğunu göstermiyor. Çalışma yalnızca iki durum arasında bir ilişki tespit ediyor. Bu ilişkinin neden ortaya çıktığını veya birinin diğerine yol açıp açmadığını kanıtlamıyor.
Bir başka örnekte ise çok çikolata tüketen insanların matematiği daha kolay kavradığı iddia edilmişti. Kaynak gösterilen çalışmada ise çikolatada ve kakaoda bulunan flavanol adlı bileşiklerin zihinsel performans üzerindeki etkisi 30 kişi üzerinde inceleniyordu. Katılımcılar bazı basit hesaplama görevlerinde daha iyi sonuç verirken, daha zor görevlerde aynı etki görülmedi. Hatta en yüksek flavanol dozunda hata sayısı arttı. Yani oldukça sınırlı bir bulgu, çikolatanın matematik yeteneğini geliştirdiği gibi çok daha geniş bir sonuca dönüştürülmüştü.
4. İkincil Bir Bulguyu Büyütmek
Kimi zaman araştırmanın asıl amacı dışında ortaya çıkan bir bulgu, çalışmanın en önemli sonucuymuş gibi öne çıkarılıyor. Örneğin İsrail’de yapılan bir olgu serisinde, Pfizer-BioNTech aşısı olan 491 romatizma hastasının 6’sında aşı sonrasında zona görülmüştü. Sosyal medyada ise bu gözlem, aşının zonaya neden olduğu şeklinde aktarıldı. Oysa araştırmanın amacı aşı ile zona arasında bir neden-sonuç ilişkisi kanıtlamak değildi ve araştırmacılar da bunun için daha geniş çalışmalara ihtiyaç olduğunu belirtiyordu. Yani çalışmada dikkat çekilen sınırlı bir bulgu, olduğundan daha kesin ve önemli bir sonuca dönüştürülmüştü.
5. Sınırlılıkları ve Uyarıları Yok Saymak
Bilimsel çalışmalar çoğu zaman kendi sınırlarını da açıkça belirtiyor. Fakat sosyal medyada bu uyarılar kolayca gözden kaçabiliyor. Örneğin Amerikalı bilim insanlarının diyabeti tamamen tedavi ettiği iddia edilmişti. Oysa kaynak gösterilen çalışmalardan birinde, insülin üreten hücrelerin artırılmasına yönelik umut verici sonuçlar insan hücreleri nakledilmiş farelerde elde edilmişti. Araştırmacılar da aynı etkinin insanlarda görülüp görülmeyeceğinin ancak klinik deneylerle anlaşılabileceğini belirtiyordu. Yani henüz ilk aşamalardaki bir bulgu, çalışmanın kendi uyarıları göz ardı edilerek diyabetin kesin tedavisi bulunduğu sonucuna dönüştürülmüştü.
“Bilim Böyle Diyor” Demeden Önce
Bir iddianın yanında makale adı, araştırmacı veya saygın bir kurum görmek, o iddiayı tek başına doğru yapmıyor. Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi bazen tek bir kelime, bazen araştırmanın kimler üzerinde yapıldığı, bazen de sonuçların nasıl yorumlandığı bütün anlamı değiştirebiliyor. Bu yüzden “bir araştırmaya göre” diye başlayan bir paylaşımla karşılaşıldığında ilk bakılması gereken yer araştırmanın kendisi. Çalışma gerçekten var mı, neyi araştırmış, ne bulmuş ve bu bulgu paylaşımda nasıl aktarılmış? Çoğu zaman yanlış bilgi, bilimsel çalışmanın içinde değil, çalışmadan sosyal medya paylaşımına uzanan yolda ortaya çıkıyor.