İddia şöyle;

Bir Instagram hesabı tarafından 1 Haziran 2025 tarihinde paylaşılan gönderide, Teşkilat-ı Mahsusa’nın Yunanların İstanbul’u işgal etmesine karşı Ayasofya’ya dinamit yerleştirdiği iddia edildi.

İddia KISMEN YANLIŞ
Çeşitli akademik yayınlarda ve gazete haberlerinde, 1920’de Ayasofya’nın Rumlar tarafından ele geçirilme ihtimaline karşı binanın altına dinamit yerleştirilip patlatılacağına dair yazılara rastlanıyor.
Popüler anlatıdaki dinamit hikâyesi, Teşkilat-ı Mahsusa’dan ziyade onun devamı sayılan Karakol Cemiyeti’ne; daha özelde ise Hücum Taburu Komutanı Binbaşı Yenibahçeli Şükrü’ye atfediliyor.
Ayasofya’nın altına dinamit yerleştirildiğine dair fiziki bir kanıt bulunmuyor. Tarihçiler bu iddiayı belgelenmiş bir askeri operasyon olarak değil, daha çok bir caydırıcılık stratejisi ya da psikolojik harp unsuru olarak değerlendiriyor.
Ayasofya’nın Havaya Uçurulması 1920’de Gündeme Geldi
Sosyal medyada tarihî olgulara dair çarpıcı iddialar sıkça bağlamından koparılarak dolaşıma giriyor. Kaynağı belirtilmeyen paylaşımlar sansasyonel anlatılarla birleştirilerek abartılı içeriklere dönüşüyor. Kullanıcıların dikkat çekme ve etkileşim motivasyonuyla paylaştığı bu içerikler, kısa sürede geniş kitlelere ulaşıyor ve karmaşık tarihsel gerçekler basitleştirilmiş ya da çarpıtılmış şekilde aktarılabiliyor. 
Yunanların işgal girişimine karşın Ayasofya’nın havaya uçurulacağı iddiası söz konusu tarihi iddialardan biri. Medyada İttihat ve Terakki liderleriyle de özdeşleştirilen ve çeşitli platformlarda zaman zaman dolaşıma giren iddiaya göre, Mondros ateşkesi sonrası dönemde Yunanların İstanbul’u işgal etmesine karşın Teşkilat-ı Mahsusa tarafından Ayasofya’nın altına dinamit yerleştirilerek havaya uçurulması planlanmıştı.
“Yunan” “dinamit” ve “Ayasofya” anahtar kelimeleri akademik çalışmalarda tarandığında, konuyla ilgili çeşitli kaynaklara ulaşılıyor. Salt Araştırma’nın arşivlerinde bulunabilen, diplomat Galip Kemali Söylemezoğlu’nun 1 Mayıs 1950 tarihinde yayımlanan yazısında; 1. Dünya Savaşı sonrası mütareke yıllarında İstanbul’daki Rumların Ayasofya’yı ele geçireceğine dair söylentilerin ortaya çıkması üzerine İngiliz, Fransız ve İtalyan komiserlerle yaptığı toplantıda bir girişim halinde Ayasofya’nın havaya uçurulacağını ifade ettiği okunuyor.
Genelkurmay ATASE ve Denetleme Başkanlığı Yayınları’nda yayımlanan Dr. Hülya Toker’in “Mütareke Döneminde İstanbul Rumları” başlıklı çalışmanın 101. sayfasında; Fener Rum Patrikhanesi ve Rumların Ayasofya’yı ele geçirme konusunda kararlı olduğu, bunun üzerine Hücum Taburu Komutanı Binbaşı Şükrü Bey’in (Ahmet Şükrü Oğuz) Ayasofya’yı korumakla görevlendirildiği ve Ayasofya’ya yapılacak herhangi bir saldırının silahla karşılanacağı, mukavemetin kırılması durumunda ise çan ve haç takılmasına müsaade edilmeden Camii’nin dinamitle havaya uçurulacağı okunuyor.

Ayasofya’nın dinamitle havaya uçurulacağı söylentileri yabancı kaynaklarda da bulunabiliyor. Edinburgh Üniversitesi Yayınevi’nin “Hagia Sophia in the Long Nineteenth Century” adlı eserinin 273. sayfasında; 1920’de Türklerin Ayasofya üzerindeki Hristiyan ilgisinden şüphe duyması üzerine binanın güvenliğini artırdığı, girişlerde pasaport şartı getirerek Rum ve Ermenilerin girişini engellediği ve Rumların Ayasofya’yı ele geçirmek için harekete geçmesi halinde Camii’yi dinamitle havaya uçurmakla tehdit ettiğine dair bir paragraf okunuyor.  

ABD merkezli Tampa Tribune gazetesinin 19 Eylül 1920 tarihli sayısının 47. sayfasında Ayasofya hakkındaki ilgili habere ulaşılıyor. 

Bunun yanında, kaynaklarda Ayasofya’nın ele geçirilme ihtimaline karşın Camii’nin dinamitle havaya uçurulacağı caydırıcılık amacıyla dile getirilmesinin yanında binanın altına fiziki olarak patlayıcı yerleştirildiğine dair bir kayıt bulunamıyor.
Binbaşı Şükrü Bey Teşkilat-ı Mahsusa’dan mıydı?
Mütareke döneminde Ayasofya’yı korumakla görevli Binbaşı Şükrü Bey’in hayatı araştırıldığında “Mürefteli Şakir Bey’in Milli Mücadele Hatıraları” adlı akademik yayında, hayatı hakkında bilgilere ulaşılıyor. Buna göre; Yenibahçeli Şükrü (Ahmet Şükrü Oğuz) 1881 yılında İstanbul’da doğdu. Harp Okulu’ndan mezun olduktan sonra Makedonya’da görev yaparken İttihat ve Terakki içinde aktif rol aldı. Askerlik yaşamında çeşitli komutanlık ve kurmay görevlerinde bulunurken, 1. Dünya Savaşı’nda Sarıkamış ile Çanakkale-Anafartalar cephelerinde savaştı. Milli Mücadele yıllarında İstanbul’daki Karakol Cemiyeti içinde etkin görev üstlenerek Ankara’ya silah ve mühimmat sevkinde önemli rol oynadı. TBMM’nin ilk döneminde İstanbul milletvekili olarak görev yaptı ve Millî Müdafaa Komisyonu üyeliğinde bulundu. İstiklal Madalyası sahibi de olan Şükrü Bey, 1953’de İstanbul’da vefat etti.
Teşkilat-ı Mahsusa ve Karakol Cemiyeti’nin İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne mensup bürokrat ve askerler tarafından kurulduğu ve bu kurumlarda İttihatçıların aktif rol aldığı biliniyor. Teşkilat-ı Mahsusa resmi olarak 1918 yılında tasfiye edilse de teşkilata mensup kişilerin mütareke ve Milli Mücadele döneminde Mustafa Kemal ve Ankara Hükümeti ile iş birliği içerisinde olduğu tarihi kayıtlarda mevcut. Dolayısıyla Binbaşı Şükrü Bey bu dönemde resmi olarak Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olmasa da, Şükrü Bey’in Teşkilat-ı Mahsusa’nın çizgisinde inisiyatif aldığını söylemek mümkün.

Sonuç olarak;

Teşkilat-ı Mahsusa'nın Yunan işgaline karşı Ayasofya'ya dinamit yerleştirdiği iddiası kısmen yanlış.