Bir Facebook hesabı tarafından 31 Ekim 2025 tarihinde yapılan bir paylaşımda, Ecevit’in haşhaş ekimini yasaklamak isteyen ABD’ye “Burası benim ülkem sen kim oluyorsun da bana emir veriyorsun? Bu ülkede benim halkımın sözü geçer senin değil.” dediği iddia edildi.
Farklı hesaplar tarafından da paylaşılan iddia 11 bin beğenme almış.
Ecevit’in iddiadaki ifadeyi söylediğine dair bilinen hiçbir resmi kayıt, diplomatik tutanak ya da güvenilir tarihsel kaynak bulunmuyor.
Fakat Ecevit’in dönemdeki söylemleri ve tutumu, bu söze atfedilen ulusal egemenlik vurgusuyla örtüşüyor.
Kaynaklarda Ecevit’in Böyle Bir Sözüne Rastlanmıyor
1960'ların sonunda ABD'de büyük bir eroin krizi yaşanıyordu. Washington ise sorunun kaynağını Türkiye'deki yasal haşhaş üretiminde görüyordu ve bu sebeple Türkiye'ye haşhaş ekimini tamamen yasaklaması için baskı yapmaya başladı. 12 Mart Muhtırası sonrası kurulan Nihat Erim hükümeti bu baskı karşısında 1971’de haşhaşı yasakladı fakat ABD’nin çiftçilere vaat ettiği tazminatlar ödenmeyince Anadolu’da büyük bir ekonomik tepki doğdu. 1973 seçimlerinde Bülent Ecevit, bu tepkiyi “ulusal egemenlik” söylemiyle destekledi. CHP–MSP koalisyonu kurulduğunda haşhaşın yeniden ekilmesi hükümetin temel taahhüdü haline geldi.
1974’te Bülent Ecevit göreve geldiğinde ABD Büyükelçisi Macomber ve Kissinger, yasağın kaldırılmaması için baskı uyguladı ve yardımların kesilebileceği ima edildi. Şubat 1974 tarihli ABD görüşme tutanakları, Washington’un Ecevit hükümetine haşhaş yasağının kaldırılmasının eroin arzını yeniden artıracağı uyarısını yaptığını gösteriyor. ABD tarafı, yasağın ekonomik gerekçelerle kaldırılmasını ikna edici bulmazken, Bülent Ecevit ise yasağın Erim döneminde hazırlıksız uygulandığını, bölge halkında ciddi gelir kaybı yarattığını ve Türkiye’nin bu konuda ABD ile bir “anlaşma” yapmadığını vurguluyor.12 Mart 1974 tarihindeki ABD Dışişleri Bakanı Bölgesel Personel Toplantısı Tutanakları’nda Türkiye’deki gelişmelerin değerlendirmesi yer alıyor. Belgede ABD yetkilileri, haşhaş yasağının kaldırılmasının Türkiye’de “milliyetçi bir konuya dönüştüğünü” ve Ankara’nın bu kararı iç siyasi nedenlerle almakta kararlı olduğunu belirtiyor. Kayıtlara göre ABD, yasağın kalkması halinde eroin arzının yeniden artabileceği kaygısını ve Türkiye geri adım atmayacaksa “çizim yapılmayan kapsül yöntemi” gibi bir modele geçilmesini seçenek olarak tartışıyor.
Haşhaş gerilimi, 1 Temmuz 1974’te zirveye çıktı. Bakanlar Kurulu haşhaş ekimini yeniden serbest bıraktı. Bakanlar Kurulu'nun haşhaş yasağını kaldırma kararı aldığı haberi ABD Büyükelçiliği'ne ulaştığında, Büyükelçi Macomber Başbakan Ecevit'ten randevu talep etti ve gece yarısı bir görüşme gerçekleşti. Bu görüşmede Bülent Ecevit, haşhaş üretiminin sıkı denetim altında yapılacağını vurgularken, kararın geri alınamayacağını, bunun hem seçim vaadi hem de hükümetin siyasi meşruiyeti açısından zorunlu olduğunu belirtti.
Bu dönemde Ecevit'in kendisinden haşhaşın yeniden yasaklanmasını isteyen ABD'ye "Burası benim ülkem sen kim oluyorsun da bana emir veriyorsun? Bu ülkede benim halkımın sözü geçer senin değil." sözleriyle yanıt verdiği iddiası, uzun bir süredir kulaktan kulağa yayılıyor. Diplomasiden uzak bu ifade, herhangi bir resmi kaynakta ya da röportajda geçmiyor. Fakat Bülent Ecevit'in aynı anlama çıkan bazı ifadeleri mevcut.
16 Temmuz 1974 tarihli Milliyet gazetesindeki haberde, Bülent Ecevit’in Afyon ve Denizli’de yaptığı açık hava toplantılarında haşhaş ekimiyle ilgili açıklamalarına yer veriliyor. Haberde Ecevit, Türkiye’nin afyon kaçakçılığını engellemek için gerekli tedbirleri alacağını, denetimin devlet eliyle ve köylünün yardımıyla yapılacağını söylüyor. Ayrıca “Biz ekili alanı denetim altına alacağız, köylüyle birlikte kaçakçılığı önleyeceğiz” ifadeleri yer alıyor.
Haberde, Bülent Ecevit’in dış baskıları değerlendirmesine de değiniliyor. Ecevit, “Türklerin neresinde ne yetiştireceğine Türklerden başka kimse karışamaz” diyerek tarım politikalarının Türkiye tarafından belirleneceğini vurguluyor. Aynı haberde, Ecevit’in ABD’den gelen eleştirileri reddederken Türkiye’de çiftçilerin yalnız bırakılmayacağını, haşhaşın kontrollü şekilde üretileceğini ve Türkiye’nin kendi haklarına sahip çıkması gerektiğini söylediği aktarılıyor. Haberdeki bu ifadeler, dolaşan sözün doğrudan bir kaynağı olmasa da, Ecevit’in konuya yaklaşımını yansıtıyor.
Kıbrıs Barış Harekatı ve ABD’nin Silah Ambargosu
Haşhaş kararının üzerinden iki hafta geçtikten sonra, 15 Temmuz’da Kıbrıs’ta Yunan cuntası destekli darbe yaşandı. Yunanistan’daki askeri cunta ve EOKA, Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak yani Enosis’i gerçekleştirmek için bir darbe düzenledi Bu darbe ile Cumhurbaşkanı Makarios devrildi. Bu gelişme Kıbrıs Türkleri için bir tehdit anlamına geliyordu ve Türkiye bu sebeple garantörlük hakkını kullanarak 20 Temmuz 1974 sabahı Kıbrıs Barış Harekatını başlattı. İlk harekat sonunda Girne-Lefkoşa hattı alındı ve Kıbrıs Türklerinin güvenliği sağlandı.
ABD Kongresi, haşhaş yasağının kaldırılması nedeniyle Türkiye’ye yönelik eleştirilerin yoğunlaştığı bir dönemde, Kıbrıs harekatını da gerekçe göstererek 1975’te Türkiye’ye silah ambargosu uyguladı. 5 Şubat 1975 tarihli Beyaz Saray açıklamasında Ford yönetimi, Kongre’nin aldığı karar gereği Türkiye’ye silah teslimatının askıya alındığını duyurdu. Açıklamada, bu ambargonun Doğu Akdeniz’in güvenliğini olumsuz etkileyebileceği belirtilse de, Kongre’nin Türkiye’nin Kıbrıs Harekatı sırasında ABD yapımı silahları kullanarak yardım yasalarını ihlal ettiği gerekçesiyle kararın yürürlüğe gireceği bildirildi.
Bu nedenle 1974 Haşhaş Krizi, yalnızca bir tarım politikası tartışması değil, aynı zamanda ABD–Türkiye ilişkilerinde derin bir kırılmanın başlangıcını oluşturan diplomatik bir gerilimdi. Bülent Ecevit, iddiadaki ifadeleri kullanmamış olsa da, konuya ilişkin açıklamaları ve aldığı kararlar, bu sözlere atfedilen tutuma yakın bir siyasi duruş ortaya koyuyordu.
Sonuç olarak;
Ecevit ve ABD Arasında paylaşımdaki diyalogun geçtiği iddiası