Türkiye’de her kış ve her yaz benzer manşetlerle karşılaşıyoruz: “Son 50 yılın en sıcak yazı” ya da “Son 50 yılın en soğuk kışı.” Gazetelerde ve sosyal medyada hızla yayılan bu abartılı hava tahminlerinin temel amacı ise bilgi vermekten çok tıklanma ve etkileşim sağlamak. Tık tuzağı habercilik, haberin içeriğini değil, başlığın ne kadar dikkat çektiğini önemser. Bu yüzden başlıklar çoğu zaman muğlak ve abartılıdır: “Uzmanlar uyarıyor”, “Tarihi rekor geliyor”, “Evden çıkmayın”. Ancak metnin içinde ya başlıkla örtüşmeyen sınırlı bilgiler yer alır ya da veri bağlamından koparılır. Okur tıklar, fakat çoğu zaman yeni ve anlamlı bir bilgiye ulaşamaz. Bu tür içeriklerde asıl motivasyon reklam geliri ve görünürlüktür; doğruluk ise geri planda kalır.
Hava durumu, tık tuzağı habercilik için özellikle elverişli bir alan. Çünkü hava tahminleri doğası gereği kesinlik değil, olasılık içerir. Haritalar bize ne olacağını değil, neyin olma ihtimali bulunduğunu gösterir. Ancak bu belirsizlik, tık tuzağı anlayışıyla birleştiğinde kolayca felaket söylemine dönüşüyor. Bu noktada dezenformasyon çoğu zaman açık bir yalan şeklinde değil, eksik ve bağlamından koparılmış bilgilerle ortaya çıkıyor. Harita gerçektir ama hangi günleri kapsadığı söylenmez. Uyarı doğrudur ama etkilediği alan olduğundan geniş gösterilir. İklim değişikliği gibi uzun vadeli ve karmaşık bir sorun, tek bir hava olayıyla doğrudan ilişkilendirilir. Sonuçta izleyicide sürekli bir alarm duygusu oluşur, fakat bu durum zamanla gerçek risklere karşı duyarsızlaşmayı da beraberinde getirir.
Hava Durumu İçeriklerindeki Sansasyonel Dil
Dijital medyanın yükselişiyle birlikte hava durumu haberleri, ana haber bültenlerinden sonra yayınlanan klasik hava durumu kuşaklarıyla sınırlı olmaktan çıktı. Sosyal medyanın başlıca haber tüketim kanallarından biri hâline gelmesiyle, kullanıcılar hava durumuna ilişkin bilgilere de büyük ölçüde bu platformlar üzerinden maruz kalıyor. Hava durumu söz konusu olduğunda, bu içeriklere çoğu zaman iklim değişikliği tartışmaları da eklemleniyor. Araştırmalar, sosyal medya kullanıcılarının önemli bir bölümünün haberleri tam metni okumadan, yalnızca başlığa bakarak paylaştığını gösteriyor. Bu durum, başlıkları iklim değişikliği algısını şekillendiren ve bilginin yayılmasında belirleyici bir unsur hâline getiriyor. Nitekim bir içeriğin ne kadar etkileşim aldığı, çoğu zaman metnin kendisinden çok, başlıkta kullanılan duygu yüklü ifadelerle belirleniyor.

Sosyal medya ekosisteminde profesyonellerin yerini çok sayıda amatör tahminciler aldı ve hava durumu içerikleri üretmek de oldukça kolaylaştı. Etkileşim almak isteyen amatör tahmincilerin büyük bölümü, Avrupa merkezli ECMWF ya da ABD merkezli GFS hava tahmin modellerine dayanıyor. Bu modellere erişim zor değil; pek çok hava durumu uygulaması bu senaryoları kullanıcıya açık şekilde sunuyor.
Türkiye’de hava tahminleri konusunda tek yetkili kurum olan Meteoroloji Genel Müdürlüğü, 1975’ten bu yana ECMWF üyesi. Ancak MGM, daha yerel ve ayrıntılı tahminler yapabilmek için kurucuları arasında yer aldığı ACCORD modelini de kullanıyor. Amatör tahmincilerle meteoroloji mühendisleri arasındaki temel fark ise burada ortaya çıkıyor: Amatörler yalnızca model çıktısına bakarak yorum yaparken, meteoroloji mühendisleri modellere ek olarak atmosferdeki pek çok fiziksel süreci izliyor ve yağışın türü ile etkisine dair kapsamlı analizler gerçekleştiriyor.
Ancak “doğru”nun etkileşim sayısıyla ölçüldüğü bir bilgi ekosisteminde, profesyonel ve temkinli tahminlerin kullanıcılar üzerindeki etkisi sınırlı kalıyor. Hava durumu ve iklim değişikliğiyle ilgili sağlıklı içerikler, nesnel bir dil kullanarak manipülasyondan kaçınmaya çalışsa da; korku ve alarm diliyle sunulan başlıklar çok daha hızlı yayılıyor ve daha fazla paylaşılıyor.

2019 yılında Journo, tık tuzağı niteliğindeki hava durumu haberlerinin psikolojik etkisini Psikiyatrist Elif Mutlu’ya sormuştu. Mutlu, “Dikkat! Son dakika! Uyarı!” gibi ifadelerin, çok önemli bir bilgi geliyormuş hissi yaratarak insanları alarma geçirdiğini ve korku duygusunu tetiklediğini söylüyor. Korkunun diğer duygulara kıyasla daha güçlü olduğuna dikkat çeken Mutlu, bu duygu hâlindeki kişilerin çevreden gelen işaretlere karşı daha açık ve hassas hâle geldiğini vurguluyor.
2023 yılında, olumlu ve olumsuz haber dilinin tıklanma üzerindeki etkisini ölçen bir araştırma yayımlandı. Upworthy üzerinde yürütülen çalışmada, 370 bin farklı başlık varyasyonu incelendi. Araştırmada kullanıcılar iki gruba ayrıldı: Bir gruba aynı haberin olumlu, diğer gruba ise olumsuz bir dille yazılmış hâli gösterildi. Yaklaşık 9 milyon tıklamanın analiz edildiği çalışmada, olumsuz dil kullanılan haberlerin olumlu dilde yazılanlara kıyasla daha fazla tıklandığı görüldü.
Dijital çağda hava durumu haberciliği, bilimsel doğruluk ile algoritmik popülarite arasında sıkışıp kalmış durumda. Tıklanma uğruna feda edilen nesnellik, sadece meteoroloji biliminin itibarını zedelemekle kalmıyor, aynı zamanda kitlelerin gerçek riskleri ayırt etme yetisini de köreltiyor. Bu nedenle, sağlıklı bir bilgi ekosistemi için kullanıcıların "tık tuzağı" manşetlerin ötesine geçerek kaynağı sorgulaması, profesyonel kurumların verilerini esas alması ve duygusal manipülasyona karşı dirençli bir medya okuryazarlığı geliştirmesi her zamankinden daha büyük bir önem taşıyor.
Meteoroloji Okuryazarlığı
Meteorolojik okuryazarlığın ilk kuralı hava durumu bilgisi güvenilir bir kaynaktan alınsa bile, bu verinin "kesinlik" değil, bir "ihtimal hesabı" olduğunu bilmek. Meteoroloji "yarın yağmur yağacak" dediğinde, bu bir kehanet değildir. Sadece atmosferik şartların yağışa çok uygun olduğudur. Fakat rüzgardaki küçük bir değişim bile sonucu etkileyebilir. Ayrıca tahminin süresi uzadıkça tutma ihtimali azalır. Yarın için yapılan tahminler genelde isabetlidir ancak 10-15 gün sonrası için söylenenler, bilimsel bir öngörüden çok bir "senaryo" gibidir. Bu yüzden, haftalar öncesinden yapılan "efsane kış geliyor" haberlerine çok da itimat etmemek gerekiyor. 
Bunun yanında internette gördüğümüz her renkli harita da gerçek bir hava durumu raporu değildir. Sosyal medyada sıkça paylaşılan bu haritalar, genellikle bilgisayarların ürettiği ham verilerdir. Bunu bir röntgen filmi gibi düşünmek gerekir; filmi herkes eline alıp bakabilir ama doğru teşhisi sadece doktor koyabilir. Meteoroloji uzmanları o ham verileri alır, yerel bilgileriyle süzgeçten geçirir ve size gerçek tahmini sunar. Yani sosyal medyada gördüğünüz o "her yerin karla kaplandığı" harita, gerçekleşecek olan “gerçek” değil, bilgisayarın ürettiği yüzlerce ihtimalden sadece biri olabilir.
Sosyal medya akışınızda gezinirken en güvenilir filtreniz "kendi duygularınız" olmalıdır. Eğer bir başlık sizde korku, panik veya "Eyvah donacağız!" hissi yaratıyorsa, muhtemelen bir "tık tuzağına" bakıyorsunuzdur. Hava durumu haberlerinde yanılmamak için sadece manşeti okuyup geçmeyin, mutlaka içeriğine de göz atın. Genellikle "Şehir kara gömülüyor" gibi iddialı bir başlığın altındaki metnin sonunda, "yüksek kesimlere karla karışık yağmur yağabilir" gibi çok daha sakin bir gerçek gizlidir.
Türkiye’de acil kodlu hava durumu bildirimlerini yapan kurum Meteoroloji Genel Müdürlüğü’dür ve bir plan öncesinde MGM’nin MeteoUyarı sistemi kontrol edilerek bulunulan bölge için riskli bir durum olup olmadığı görülebilir; bu sistem Sarı, Turuncu ve Kırmızı olmak üzere artan seviyelerde uyarılarla olası tehlikeleri gösterir. Yakın zamanlı yağış durumunu anlamak için ise MGM’nin sitesindeki hareketli hava radarı kullanılabilir; radar görüntüleri, yağışın hangi yönde ilerlediğine dair fikir verir. Benzer şekilde Windy gibi uygulamalardaki radar katmanları da yağış getiren bulutların tahmini hareketlerini izlemeye yardımcı olur.