Yazar:
Gül Hür
ABD’nin 3 Ocak 2026’da Venezuela’da Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu hedef alarak başlattığı ve Operation Absolute Resolve (Mutlak Kararlılık Operasyonu) adını verdiği askeri müdahale, uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Washington, gece yarısı düzenlenen bu operasyonla Maduro ve eşini başkent Caracas’taki korunaklı yerleşkelerinden alarak gizlice ülke dışına çıkardı. ABD yönetimi, operasyonu Maduro rejiminin uyuşturucu kaçakçılığı ve terör bağlantıları nedeniyle ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğu gerekçesiyle savunurken, kamuoyunun genel kanaati ise bu hamlenin, Venezuela’nın zengin petrol rezervleri üzerindeki nüfuzu artırma amacı taşıdığı yönünde. 
ABD Başkanı Donald Trump, bu hamlesine 19. yüzyılda ABD Başkanı James Monroe tarafından ortaya atılan Monroe Doktrini’ne atıfla “Donroe Doktrini” adını verdi. 1823’te ilan edilen Monroe Doktrini, Avrupa devletlerinin Amerika kıtasına müdahale etmesine ve yeni sömürgecilik girişimlerine karşı çıkıyordu. Doktrin, Batı Yarımküre’yi ABD’nin etki alanı olarak tanımlarken, bu bölgedeki dış müdahalelerin kabul edilmeyeceği mesajını veriyor; 20. yüzyıl başında Theodore Roosevelt döneminde ise ABD’nin Latin Amerika’ya müdahalelerini meşrulaştıran bir çerçeveye dönüştü.
Soğuk Savaş yıllarında ABD’nin dış müdahaleleri, bu kez “komünizmle mücadele” söylemiyle gerekçelendirildi. Washington, yalnızca Güney Amerika’da değil, Sovyetler Birliği ile nüfuz mücadelesi yürüttüğü pek çok ülkede çeşitli araçlarla iç siyasal süreçlere müdahale etti. Buna rağmen hafızalarda en güçlü iz bırakan örnekler, 1950’lerde Guatemala ve Paraguay’da, 1960’larda Brezilya’da, 1970’lerde ise Şili, Arjantin ve Bolivya’da yaşanan askeri darbeler oldu. Bu müdahaleler ABD’nin doğrudan, dolaylı ya da süreci kolaylaştırıcı rolleriyle en dikkat çeken örneklerdi. 
İşte ABD’nin Güney Amerika’da gerçekleştirdiği en kritik müdahalelerden bazıları:
1954

Guatemala Darbesi

1954 yılında Orta Amerika ülkesi Guatemala’da, demokratik yolla seçilmiş Devlet Başkanı Albay Jacobo Arbenz Guzmán, CIA destekli bir darbeyle devrildi. Arbenz hükümeti, ülkede kapsamlı toprak reformları başlatarak ABD merkezli United Fruit Company’nin (Chiquita Brands
1954 yılında Orta Amerika ülkesi Guatemala’da, demokratik yolla seçilmiş Devlet Başkanı Albay Jacobo Arbenz Guzmán, CIA destekli bir darbeyle devrildi. Arbenz hükümeti, ülkede kapsamlı toprak reformları başlatarak ABD merkezli United Fruit Company’nin (Chiquita Brands olarak da bilinir) çıkarlarını tehdit etmişti. Bu nedenle Washington, Arbenz’i komünizmle mücadeleyi bahane ederek hedef aldı ve CIA eğitimi almış paralı askerlerin darbe yoluyla iktidarı ele geçirmesini sağladı. ABD hükümeti, bu darbede CIA’in oynadığı rolü ancak yıllar sonra, 2003’te resmi olarak kabul ederek bunu dönemin şartlarında “komünizme karşı gerekli bir adım” şeklinde savundu.
1973

Şili Darbesi

1970’ler boyunca ABD, Güney Amerika’daki sol hareketleri engellemek amacıyla sağcı-askeri rejimlere destek olma politikasını devam ettirdi. Bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri, 11 Eylül 1973’te Şili’de gerçekleşen askeri darbe sırasında görüldü. General Augusto Pinochet liderliğinde ordunun yönetime el koyduğu bu darbede, seçilmiş sosyalist
1970’ler boyunca ABD, Güney Amerika’daki sol hareketleri engellemek amacıyla sağcı-askeri rejimlere destek olma politikasını devam ettirdi. Bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri, 11 Eylül 1973’te Şili’de gerçekleşen askeri darbe sırasında görüldü. General Augusto Pinochet liderliğinde ordunun yönetime el koyduğu bu darbede, seçilmiş sosyalist Cumhurbaşkanı Salvador Allende devrildi. Washington, Soğuk Savaş atmosferinde solcu bir iktidarı alaşağı eden bu askeri harekata aktif destek sağladı. Darbe sonrasında Pinochet’nin uzun yıllar sürecek diktatörlüğü kurulurken binlerce Şilili muhalif, ağır insan hakları ihlallerine maruz kaldı. Operation Condor olarak bilinen bu dönemde ABD’nin bölgedeki diğer diktatörlüklerle de işbirliği yaptığı daha sonra ortaya çıkmıştı.
1989

Panama’nın İşgali

20 Aralık 1989’da ABD, Güney Amerika’da nadir görülen bir şekilde doğrudan, geniş çaplı bir askeri müdahalede bulundu. Başkan George H.W. Bush, Operation Just Cause adı verilen harekatla yaklaşık 24.000 Amerikan askerini Panama’ya göndererek ülkenin fiili lideri General Manuel Noriega’yı
20 Aralık 1989’da ABD, Güney Amerika’da nadir görülen bir şekilde doğrudan, geniş çaplı bir askeri müdahalede bulundu. Başkan George H.W. Bush, Operation Just Cause adı verilen harekatla yaklaşık 24.000 Amerikan askerini Panama’ya göndererek ülkenin fiili lideri General Manuel Noriega’yı devirdi. Noriega, bir dönem CIA hesabına çalışmış ancak sonradan Washington’la arası açılan bir askeri diktatördü. ABD, işgal sırasında yaklaşık 500 kişinin öldüğünü bildirirken bağımsız sivil toplum kaynakları ölü sayısının binleri bulduğunu açıklamıştı. Noriega bir müddet Vatikan temsilciliğine sığınarak direndiyse de sonunda teslim oldu ve ABD’ye götürülerek uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarıyla yargılandı. Bu operasyon, Panama’daki askeri diktatörlüğe son verirken uluslararası toplumda ABD’nin egemen bir ülkenin liderini zorla alıkoyması nedeniyle şok ve tartışma yarattı.
2002

Venezuela Darbe Girişimi

Nisan 2002’de Venezuela’da ordunun üst kademesindeki bir grup, solcu Devlet Başkanı Hugo Chávez’e karşı bir darbe girişiminde bulundu. Kısa süreliğine görevden uzaklaştırılan Chávez’in yerine ülkenin işverenler birliği başkanı Pedro Carmona geçici devlet başkanı
Nisan 2002’de Venezuela’da ordunun üst kademesindeki bir grup, solcu Devlet Başkanı Hugo Chávez’e karşı bir darbe girişiminde bulundu. Kısa süreliğine görevden uzaklaştırılan Chávez’in yerine ülkenin işverenler birliği başkanı Pedro Carmona geçici devlet başkanı ilan edildi. Carmona hükümeti ilk iş olarak parlamentoyu feshedip anayasayı askıya aldığını duyurdu. Güney Amerika ülkelerinin bu gayrimeşru değişimi sert biçimde kınaması üzerine, başlangıçta yeni yönetime zımnen destek sinyali veren ABD de darbecilere karşı tavır alıp girişimi resmen kınamak zorunda kaldı. Ancak halktan gelen kitlesel protestolar ve Chávez’e bağlı birliklerin karşı hamlesi sonucunda bu girişim 48 saat içinde engellendi. Chávez görevine geri döndü ve girişim başarısızlığa uğradı. 
ABD’nin bu darbedeki rolü hâlâ tartışma konusu. Washington, Dışişleri Bakanlığı ile Caracas Büyükelçiliği’nin Chávez’in kısa süreli görevden uzaklaştırılması sürecinde “hiçbir rolü olmadığını” savunuyor. Ancak ABD’nin başlangıçta sergilediği mesafeli ve belirsiz tutum ile Bush yönetiminin darbe girişimini açıkça kınamakta gecikmesi, Latin Amerika’da Pedro Carmona’nın geçici yönetimine örtük destek olarak algılandı. Nitekim New York Times’ın haberine göre, bazı ABD’li yetkililerin darbe öncesinde ve sırasında muhalefetle temas kurduğu da ortaya çıktı.