Bir X hesabı tarafından 15 Aralık 2015 tarihinde yapılan paylaşımda görselin Türkiye’de 1925 yılında 56 kişinin başlarına çivi ile şapka çakılarak idam edildiğini gösterdiği iddia edildi.
Görsel, Atatürk’e yönelik bir suikast girişimi nedeniyle verilen idam cezalarından birinin Ocak 1928’deki infazına ait bir kesiti gösteriyor.
Kasım 1925’te çıkarılan Şapka Kanunu’nun ardından protestolar ve ayaklanmalar yaşandı, İstiklal Mahkemeleri ve sıkıyönetim mahkemeleri idam kararları verdi. Fakat farklı suç başlıkları nedeniyle kesin bir sayı üzerinde uzlaşı yok.
Hiçbir güvenilir kaynakta, “başlarına çiviyle şapka çakma” şeklinde bir infaz yönteminden söz edilmiyor.
Fotoğraf Atatürk’e Yönelik Suikast Girişimi Nedeniyle Verilen İdam Cezalarının İnfazına Ait
25 Kasım 1925’te kabul edilen Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun, erken Cumhuriyet’in kılık kıyafet alanındaki modernleşme ve kamusal görünümü dönüştürme hedeflerinin bir parçasıydı. Kanun, erkeklerin Batı tarzı şapka giymesini teşvik ederken fes gibi geleneksel başlıkların kamusal alanda kullanımını fiilen sona erdirmeyi amaçladı. Kanunun çıkarılmasından önce Mustafa Kemal’in Kastamonu gezisi ve yaptığı konuşmalar, toplumsal dönüşümün siyasi irade tarafından açık biçimde sahiplendiğini gösteren işaretlerdi. Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından bazı şehirlerde protestolar ve yerel direnişler yaşandı. Bu tepkiler, özellikle dinî hassasiyetler ve devletin gündelik hayata müdahalesi algısı etrafında şekillendi. Hükümet, bu karşı çıkışları yalnızca bir “kıyafet meselesi” olarak değil, kamu düzenine ve rejime yönelik bir meydan okuma olarak değerlendirdi. Süreç, İstiklal Mahkemeleri’nin devreye girmesiyle sertleşti ve bazı kişiler “isyana teşvik”, “kanuna muhalefet” veya “rejim aleyhtarlığı” suçlamalarıyla yargılandı ve ölüm cezası dahil olmak üzere ağır cezalar verildi.
Söz konusu iddia, Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun’un kabul edilmesinin ardından, başta Erzurum olmak üzere çeşitli şehirlerde gerçekleşen protestolar ve yerel direnişlerle ilgili. Paylaşımda üç ayrı iddia öne sürülüyor: Kanunun çıkarılmasının ardından, çoğunluğu Erzurum ve Urfa’da olmak üzere 56 kişinin kanuna muhalefet ettikleri gerekçesiyle idam edildiği; bu idamların, hükümlülerin başlarına çiviyle şapka çakılarak gerçekleştirildiği; ve paylaşılan fotoğrafın İstanbul’da yapıldığı öne sürülen bu infazlara ait olduğu. Bu iddialara kaynak olarak ise Mersin Barosu Dergisi’nin 30. sayısının (Ocak-Şubat-Mart 2011) 15. sayfası gösterilmiş. İddianın farklı platformlardaki versiyonları da bu derginin kaynak olduğunu tekrarlamış.
Araştırmaya, paylaşılan görselin tersine görsel arama yöntemleriyle incelenmesiyle başlamak mümkün. Yapılan inceleme, fotoğrafın Hacı Sami ve çetesinin Atatürk’e yönelik suikast girişimi nedeniyle verilen idam cezalarından birinin infazını gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle görselin, Şapka Kanunu’na muhalefet eden kişilerle bir ilgisi bulunmuyor. Fotoğraf, Amerikalı koleksiyoncu George R. Rinhart’a ait. Görselin yer aldığı bazı stok sitelerinde farklı tarihler yer alsa da, akademik kaynaklar infazın 18 Ocak 1928’de gerçekleştiğine işaret ediyor.
Şapka Kanunu’na Muhalefet Nedeniyle İdam Edilenlerin Sayısı Konusunda Uzlaşılmış Bir Sayı Yok
Şapka Kanunu’nun kabulünün ardından Anadolu’nun farklı bölgelerinde başlayan protestolar ve sonrasında yürütülen yargılamalar, İstiklal Mahkemeleri’nin en tartışmalı dönemlerinden birini oluşturuyor. Buna rağmen, bu süreçte idam edilenlerin kesin sayısı konusunda tarihçiler ve arşiv belgeleri arasında tam bir uzlaşı yok. Bunun başlıca nedenlerinden biri, yargılamalarda suçların farklı başlıklar altında sınıflandırılması; bir diğeri ise geniş yetkilere sahip İstiklal Mahkemeleri’nin yanında illerde kurulan sıkıyönetim mahkemelerinin de sürece müdahil olması. Şapka Kanunu’nun yayımlanmasından yalnızca beş gün sonra tekke ve zaviyelerin kapatılması, özellikle din adamlarının öncülük ettiği bir tepki dalgası yarattı. Bu nedenle birçok dosyada suçlamalar “şapka muhalefeti” başlığıyla değil; “irtica”, “yağma” ya da “halkı isyana teşvik” gibi daha geniş ve ağır suçlamalar altında kayda geçti. Suçlamaların bu şekilde iç içe geçmesi “şapka takmadıkları için idam edildiler” tarzı yorumlara mesafeli olma gerekliliğini beraberinde getiriyor.
Bu dönemde idam kararları, olayların yaşandığı illerde seyyar yargılamalar yapan Ankara İstiklal Mahkemesi ile Şark İstiklal Mahkemesi ve illerde kurulan sıkıyönetim mahkemeleri tarafından verildi. Şubat 1925’te Şeyh Sait İsyanı’nın ardından kurulan bu iki mahkemenin idam kararlarını uygulama yetkileri de birbirinden farklıydı. Ankara İstiklal Mahkemesi’nin verdiği idam kararları kural olarak Meclis onayına tabi tutulurken, Şark İstiklal Mahkemesi doğrudan infaz yetkisine sahipti. Ancak Meclis’in tatilde olduğu dönemlerde Ankara İstiklal Mahkemesi de idam kararlarını Meclis onayı olmaksızın uygulayabiliyordu. Bazı örneklerde bu kural çeşitli yollarla aşıldı (Kayseri’de alınan dört idam kararı Şeyh Sait İsyanı’yla ilişkilendirilerek doğrudan infaz yetkisi olan Şark İstiklal Mahkemesi’ne aktarıldı), daha sonra süreç içinde Ankara İstiklal Mahkemesi’ne de doğrudan infaz yetkisi verildi.
Ankara İstiklal Mahkemesi’nin bu dönemde idam kararı verdiği ve günümüzde de erken Cumhuriyet’in sert politikalarının simgesel örneklerinden biri olarak anılan isimlerden biri İskilipli Atıf Hoca’ydı. Atıf Hoca’nın kaleme aldığı Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı risale, Şapka Kanunu’nun kabulünden sonra yaşanan tepkileri ve isyanları kışkırttığı gerekçesiyle mahkeme dosyalarına konu edildi. İskilipli Atıf Hoca, geçmişte Teali-i İslam Cemiyeti adına yayımladığı beyanlar, söz konusu risaleyi Şapka Kanunu’ndan sonra da dağıtmaya devam etmesi ve halkı isyan ile irticaya teşvik ettiği iddiasıyla suçlandı; Şubat 1926’da idam edildi. Mahkeme kararında yer alan bu gerekçeler, idamın yalnızca Şapka Kanunu’na muhalefetle değil, daha geniş bir “isyana tahrik” ve “irtica” çerçevesiyle ilişkilendirildiğini gösteriyor.
Bazı kaynaklar, Ankara İstiklal Mahkemesi’nin Kayseri, Sivas, Tokat, Erzurum, Rize, Giresun ve Maraş’ta seyyar yargılamalar yaptığını; bu süreçte Rize’de 8, Giresun’da 2, Sivas’ta 1, Maraş’ta 6 ve Ankara’da yapılan genel yargılamada 8 kişi hakkında idam kararı verildiğini aktarıyor. Olayların en yoğun yaşandığı Erzurum’da ise 24 Kasım 1925’te sıkıyönetim ilan edildi ve Divan-ı Harp Mahkemesi kuruldu. Akademik çalışmalar, Divan-ı Harp Mahkemesi kararları doğrultusunda Erzurum’da 21 kişinin idam edildiğini belirtiyor. Suçların nasıl sınıflandırıldığına dair tartışmalar bir kenara bırakıldığında, bu döneme ilişkin toplam idam sayısının 40 ile 50 arasında olduğu söylenebilir.
İstiklal Mahkemeleri üzerine en kapsamlı çalışmaları yapan tarihçilerden Ergün Aybars’a göre, bu davalarda verilen ağır cezalar “şapka giymemek” gibi bireysel bir eyleme değil; şapkayı bahane ederek gerici ayaklanma çıkarmaya, halkı kışkırtmaya ve dini siyasete alet ederek vatana ihanet etmeye dayanıyordu. Aybars, olayların arka planında kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın etkisinin de mahkeme kararlarında sıklıkla vurgulandığını belirtir. Bu çerçevede, ayaklanmaları organize eden elebaşları idam edilirken, ikinci ve üçüncü derecedeki failler ağır hapis cezalarına çarptırıldı; suçu yalnızca şapkaya karşı çıkmakla sınırlı kalan kişiler ise daha hafif cezalar aldı. Andrew Mango ise 1925 Martı ile 1926 Martı arasında İstiklal Mahkemeleri tarafından toplam 138 idam kararı verildiğini, bunlardan yaklaşık 20’sinin Şapka Kanunu’na yönelik başkaldırıyla ilişkili olduğunu ifade ediyor.
Tüm bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde, iddiada geçen 56 idam sayısının tartışmalı olduğu görülüyor. Şapka Kanunu’nun ardından yaşanan olaylara ilişkin akademik çalışmalarda Erzurum ve diğer bazı iller öne çıkarken, Urfa’ya neredeyse hiç değinilmememiş. Bu durum, 56 sayısına ulaşılırken farklı dönem ve bağlamlardaki idamların da hesaba katılmış olabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Öte yandan, idamların “başına çiviyle şapka çakma” yöntemiyle gerçekleştirildiği iddiası ne ulusal ne de uluslararası literatürde yer alıyor. Bu ayrıntının, konunun zamanla kutuplaşmış siyasi tartışmalar içinde sonradan eklenmiş olması kuvvetle muhtemel.
Not: Bu iddialara kaynak olarak gösterilen Mersin Barosu Dergisi’nin 30. sayısına açık kaynaklarda ve erişebildiğimiz dijital arşivlerde ulaşamadık. Konuyla ilgili talebimizi Mersin Barosu’na ilettik. Derginin içeriğine dair doğrudan bir kanıta ulaştığımızda analizi güncelleyeceğiz.
Sonuç olarak;
Görselin Türkiye’de 1925 yılında 56 kişinin başlarına çivi ile şapka çakılarak idam edildiğini gösterdiği iddiası yanlış.