Türkiye’de spor gündemini hala büyük ölçüde futbol belirliyor. Ancak uluslararası başarı, süreklilik ve kulüp performansı bakımından son yılların en güçlü spor hikayesi kadın voleybolunda yazılıyor.
Filenin Sultanları 2026’da ikinci kez Milletler Ligi’ni kazandı, ardından Avrupa Şampiyonası’nda unvanını korudu. Aynı yıl kadın milli takımı Akdeniz Oyunları’ndan altın madalyayla döndü. Kulüpler düzeyinde VakıfBank yedinci kez CEV Şampiyonlar Ligi şampiyonu olurken Galatasaray CEV Kupası’nı kazandı. Böylece Türkiye kadın voleybolu, yalnızca bir yıl içinde milli takım ve kulüpler düzeyinde beş uluslararası kupa elde etti.
Bu başarılar birkaç iyi turnuvanın veya tek bir güçlü kuşağın ürünü değil. Türkiye’nin kadın voleybolundaki yükselişinin arkasında yaklaşık yüz yıllık bir tarih, kulüplerin uzun vadeli yatırımları, federasyon projeleri ve kadın sporcuların sahada verdiği toplumsal mücadele bulunuyor.
Peki Türkiye nasıl bir kadın voleybolu ülkesine dönüştü?
Okullardan Kulüplere: Türkiye’de Voleybolun İlk Yılları
Türkiye’de ilk voleybol müsabakaları 1920’li yılların başında İstanbul’da düzenlendi. İstanbul Erkekler Voleybol Ligi’nin ilk dönemlerinde İTÜ, Kabataş Erkek Lisesi ve Vefa Lisesi gibi okullar mücadele etti. Bu takımları kısa süre sonra Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray gibi spor kulüpleri izledi. İstanbul ligi 1970’e kadar devam ederken organizasyonun en başarılı takımı 16 şampiyonluk kazanan Galatasaray oldu.
Voleybol yalnızca İstanbul’la da sınırlı kalmadı. İzmir’de 1929’da başlayan erkekler ligine Altay, Göztepe, Karşıyaka, Altınordu ve İzmirspor gibi kulüpler katıldı. Samsun ve Balıkesir’de şampiyonalar, Ankara’da ise askeri okullar arasında turnuvalar düzenlendi.
Erkek voleybolu farklı şehirlerde yayılırken kadınların düzenli biçimde oynayabileceği takım ve organizasyonların kurulması daha uzun sürdü. İstanbul Kız Öğretmen Okulu, voleybolu eğitim programına alırken İstanbul Darülfünunu da kadın ve erkek öğrencilerin spor yapabileceği alanlar yarattı. Galatasaray ve Fenerbahçe 1920’lerde kadın takımları kursa da karşılaşacak rakip bulamadıkları için bu girişimler uzun ömürlü olmadı.

Bu dönemin simge isimlerinden biri Sabiha Rıfat Gürayman’dı. Gürayman, kadın voleybol takımının bulunmadığı yıllarda Fenerbahçe’nin erkek takımında forma giyerek Türkiye spor tarihinde önemli bir ilke imza attı.
Kadınlar Sadece Sahadaki Rakipleriyle Mücadele Etmedi
Türkiye’de kadın voleybolunun düzenli bir lig yapısına kavuşması 1950’leri buldu. Galatasaray ve Fenerbahçe’nin yeniden kadın takımları kurması, İstanbul Üniversitesi ve başka kulüplerin katılımıyla hareketlenen voleybol ortamı, 1955’te İstanbul Kadınlar Voleybol Ligi’nin başlamasını sağladı. Ligin en başarılı takımları 11’er şampiyonlukla Fenerbahçe ve Eczacıbaşı oldu.
Türk voleybolunun uluslararası alandaki ilk önemli derecesini 1967’de Galatasaray erkek takımı elde etti. Kadınlarda ise dönüm noktası, Eczacıbaşı’nın 1980’de Şampiyon Kulüpler Kupası’nda ikinci olmasıydı.
Bu başarı yalnızca sportif açıdan değil, kadın voleybolculara bakış açısından da önemliydi. Eczacıbaşı’nın eski oyuncusu Selcan Çağlar, bu dönemin kadın voleybolcuların toplumdaki yerini değiştirdiğini anlatıyor. Basında daha önce sıkça bedenleri üzerinden temsil edilen kadın sporcular için de yeni bir söylem ortaya çıktı. Gazeteci Kahraman Bapçum’un kullandığı “Atatürk’ün Kızları” ifadesi kadın voleybolcular için yaygınlaşmaya başladı.
Fakat kadın voleybolcular yalnızca sahadaki rakipleriyle mücadele etmiyordu. Kadınların spor kıyafetleriyle seyahat etmesi, kamusal alanda sporcu kimliğiyle görünmesi ve erkek egemen spor dünyasında yer edinmesi toplumun bir bölümünde tepkiyle karşılanıyordu. Eczacıbaşı gibi kulüplerin yöneticileri, uzun boylu kız çocuklarını voleybola kazandırabilmek için ailelerle görüşmek zorunda kalıyordu.
Sporcular kimi zaman doğrudan şiddetle de karşılaştı. Şubat 1978’de Adapazarı’nda düzenlenen Türkiye Şampiyonası sırasında sahaya lastiklere geçirilmiş vidalar atıldı. Eczacıbaşılı Arzu, Vinylexli Nida ve Mülkiyeli Nilgün yaralandı. Bu olay, kadın voleybolunun gelişiminin yalnızca sportif bir ilerlemeden ibaret olmadığını gösteren örneklerden biriydi.

Şehir Liglerinden Ulusal Liglere
Türkiye’de voleybol uzun süre İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerde düzenlenen yerel ligler üzerinden ilerledi. Bu liglerin şampiyonları, birkaç gün süren Türkiye şampiyonalarında karşı karşıya geliyordu.

Erkeklerde ülke çapında deplasmanlı lig 1970-71 sezonunda kuruldu. İlk sezon Galatasaray, Göztepe, İETT, İtfaiye, Kolej, Muhafızgücü, Suspor ve PTT’nin katılımıyla oynandı. Sonraki yıllarda takım sayısı ve lig düzeni birkaç kez değişse de şehir liglerinden ulusal organizasyona geçiş, voleybolun kurumsallaşmasında önemli bir adım oldu.
Kadınlarda deplasmanlı lig sistemine 1984-85 sezonunda geçildi. Böylece kadın voleybolu da yalnızca belirli şehirlerde yapılan turnuvalardan çıkarak düzenli ve ülke çapında bir yarışma yapısına kavuştu.
Türkiye Voleybol Federasyonu 1990’ların ikinci yarısında A takım, genç takım ve yıldız takım organizasyonlarını geliştirdi. İstatistiklerin kaydedilmesi ve oyuncuların farklı yaş gruplarında izlenmesi de daha sistemli hale geldi. Bu düzenlemeler, sonraki yıllarda oluşacak oyuncu havuzunun temelini hazırladı.

Kulüp Başarısı Kadın Voleybolunun Görünürlüğünü Değiştirdi
Kadın voleybolundaki ilk önemli uluslararası sonuçlardan biri 1980’de geldi. Eczacıbaşı, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nı ikinci sırada tamamladı. Bu derece yalnızca sportif bir başarı değildi; kadın voleybolculara yönelik toplumsal bakışın değişmesine de katkı sağladı.
Eczacıbaşı’nın o dönemki oyuncularından Selcan Çağlar, Avrupa başarısının ardından kadın voleybolcuların toplum gözündeki konumunun değiştiğini anlatıyor. Çağlar’ın ifadesiyle sporcular, “baldırı çıplak” olarak görülmekten çıkıp “bacı” olarak anılmaya başladı. Bugün sorunlu görülebilecek bu iki ifade de dönemin kadın sporcuları hangi kalıplar içinde değerlendirdiğini gösteriyor.
Medyadaki temsil de değişti. Daha önce çoğunlukla fiziksel görünümleri üzerinden sunulan kadın voleybolcular, gazeteci Kahraman Bapçum’un kullandığı “Atatürk’ün Kızları” ifadesiyle yeni bir kamusal kimlik kazandı.
Asıl büyük kulüp başarısı ise 1999’da geldi. Eczacıbaşı, Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nı kazanarak Türkiye’ye kadın voleybolundaki ilk Avrupa kupasını getirdi. Bu zafer, sonraki yıllarda VakıfBank, Fenerbahçe ve başka kulüplerin de dahil olacağı uzun süreli yükselişin başlangıç noktalarından biri oldu.
2003: Filenin Sultanları Sahneye Çıkıyor
Kulüpler Avrupa’da rekabet ederken kadın milli takımı da daha güçlü bir oyuncu havuzuna kavuştu. Türkiye 1997 ve 2001 Akdeniz Oyunları’nda gümüş madalya kazandı. Fakat milli takım düzeyindeki asıl kırılma, Ankara ve Antalya’da düzenlenen 2003 Avrupa Şampiyonası’nda yaşandı.
Turnuva öncesinde milli takım antrenörü Deniz Esinduy’un kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmesi takım için büyük bir sarsıntıydı. Reşat Yazıcıoğulları yönetiminde turnuvaya çıkan Türkiye, buna rağmen finale kadar ilerledi ve Avrupa ikincisi oldu. Bu, kadın milli takımının o tarihe kadar elde ettiği en büyük başarıydı.
Şampiyonanın Türkiye’de düzenlenmesi ve maçların TRT’den yayımlanması, takımı daha geniş bir izleyici kitlesiyle buluşturdu. Turnuva sırasında yaygınlaşan “Filenin Sultanları” adı da Avrupa ikinciliğinin ardından milli takımın kalıcı markasına dönüştü.
2003’teki sonuç aynı zamanda Eczacıbaşı ve VakıfBank gibi uzun yıllardır altyapıya yatırım yapan kulüplerin çalışmalarının milli takıma yansımaya başladığını gösteriyordu. Avrupa düzeyinde maç oynayan sporcuların sayısı artmış, kulüpler ile milli takım birbirini besleyen bir yapı kurmaya başlamıştı.
Altyapı Anadolu’ya Yayılıyor
Türkiye Voleybol Federasyonunun 2004’te idari ve mali özerklik kazanmasının ardından altyapı ve milli takım projeleri daha kurumsal bir çerçevede yürütülmeye başladı. 2008’de Voleybol Lisesi ve Voleybol İhtisas Kulübü kuruldu. Böylece farklı şehirlerde keşfedilen gençlerin Ankara’da eğitimlerini sürdürürken voleybol oynayabilmeleri için yeni bir zemin oluşturuldu.
Federasyon 2013’te Fabrika Voleybol projesini başlattı. Altı ile 12 yaş arasındaki çocukları hedefleyen program, 2025 ortasına kadar 41 merkezde 23 binden fazla çocuğa ulaştı. Hakkari, Şırnak, Van, Bingöl ve Ağrı gibi illerde de merkezler açıldı.
Program karma biçimde yürütülmesine rağmen katılımcıların yüzde 89’unu kız çocukları oluşturdu. Bu tablo, kadın voleybolunun kazandığı görünürlüğün yeni kuşakların spor tercihine nasıl yansıdığını da gösteriyor.
Kulüpler Avrupa’nın Zirvesine Yerleşti
2000’lerden itibaren Türk kulüpleri Avrupa kupalarında istikrarlı sonuçlar almaya başladı. VakıfBank 2004’te Top Teams Cup’ı, 2008’de Challenge Cup’ı kazandı. Büyük yatırımlarla rekabete katılan Fenerbahçe ise 2010’da Türkiye’den Dünya Kulüpler Şampiyonası’nı kazanan ilk takım oldu.
VakıfBank 2011’de CEV Şampiyonlar Ligi’ni namağlup tamamladı. Fenerbahçe 2012’de, VakıfBank 2013’te ve Eczacıbaşı 2015’te Avrupa’nın en büyük kulüp kupasını kazandı. Son 15 yılda Türk takımları kadınlar CEV Şampiyonlar Ligi’nde dokuz kez şampiyonluğa ulaştı.
Bu başarılar birkaç kulübün müzesine eklenen kupalardan ibaret değildi. Avrupa’nın önde gelen oyuncu ve antrenörlerini Türkiye’ye çeken rekabetçi bir lig oluştu. Yerli oyuncular da sezon boyunca üst düzey karşılaşmalarda oynama fırsatı buldu. Güçlü kulüp sistemi, milli takımın başarılarını besleyen en önemli yapılardan biri haline geldi.
Milli Takımda Madalyadan Şampiyonluğa
Filenin Sultanları 2011 Avrupa Şampiyonası ve 2012 Dünya Grand Prix’sinde bronz madalya kazandı. Takım 2012’de ilk kez Olimpiyat Oyunları’na katıldı. Sonraki yıllarda Avrupa Ligi ve Avrupa Oyunları şampiyonlukları geldi. Türkiye 2017 Avrupa Şampiyonası’nda bronz, 2018 Milletler Ligi ve 2019 Avrupa Şampiyonası’nda gümüş madalyaya ulaştı.
2021’de Milletler Ligi ve Avrupa Şampiyonası’nda bronz madalya kazanan takım, Tokyo Olimpiyatları’nda çeyrek finale çıktı. Böylece kadın milli takımı yalnızca belirli turnuvalarda sürpriz yapan bir ekip olmaktan çıkıp sürekli madalya adayı olan bir takıma dönüştü.
Bu sürecin şampiyonluk aşaması 2023’te başladı. Filenin Sultanları aynı yıl hem Milletler Ligi’ni hem Avrupa Şampiyonası’nı kazandı ve FIVB dünya sıralamasında ilk sıraya yükseldi. Türkiye, 2024 Paris Olimpiyatları’nı dördüncü tamamladı. 2025 Dünya Şampiyonası’nda ise finale çıkarak organizasyon tarihindeki ilk madalyasını kazandı.
Takım 2026’da Milletler Ligi’nde ikinci şampiyonluğuna ulaştı. Ardından İstanbul’da düzenlenen Avrupa Şampiyonası finalinde İtalya’yı 3-2 yenerek unvanını korudu ve 2028 Los Angeles Olimpiyatları’na katılma hakkı elde etti.
Erkek Voleybolu Neden Aynı Yolu İzleyemedi?
Kadın voleybolu dünya çapında bir başarı hikayesine dönüşürken erkek voleybolu aynı ölçüde ilerleyemedi. Arkas Spor 2009’da Challenge Kupası’nı kazanarak Türkiye’ye erkek voleybolundaki ilk Avrupa kupasını getirdi. Halkbank 2014’te CEV Şampiyonlar Ligi finaline çıktı ancak Belogorie Belgorod’a 3-1 yenildi.
Erkek milli takımı da özellikle 2010’lardan sonra daha düzenli sonuçlar almaya başladı. “Filenin Efeleri” adıyla markalaşan takım 2012’de Avrupa Ligi ikincisi oldu; 2019, 2021 ve 2023’te Avrupa Altın Ligi’ni kazandı. Türkiye, 2023’te Challenger Cup’ı da kazanarak ertesi sezon Milletler Ligi’nde oynama hakkı elde etti.
Yine de erkek voleybolunun görünürlüğü ve uluslararası başarıları kadın voleybolunun gerisinde kaldı. Bunun nedenini yalnızca sportif sonuçlarda aramak yeterli değil. Türkiye’de voleybolun giderek kadınlarla özdeşleşmesi, erkek oyuncular üzerinde de farklı bir toplumsal baskı yarattı.
2016’da yayımlanan bir araştırmada erkek voleybolcular, çevrelerinden “kız sporuyla uğraşıyor”, “tayt mı giyiyorsunuz?” ve “voleybol kız sporu” gibi cinsiyetçi tepkiler aldıklarını anlatıyor. Bu bulgular, toplumsal cinsiyet kalıplarının yalnızca kadınların spora katılımını değil erkeklerin branş tercihlerini de etkileyebildiğini gösteriyor. Ancak erkek voleybolunun gelişimini açıklamak için kulüp yatırımları, altyapı, medya görünürlüğü ve ekonomik koşulların da birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Türkiye Gerçekten Bir Voleybol Ülkesi mi?
Türkiye’nin voleybol ülkesi olduğunu yalnızca kazanılan kupalar üzerinden söylemek eksik kalır. Bugünkü başarının arkasında güçlü bir lig, Avrupa’nın zirvesinde yarışan kulüpler, ülke geneline yayılan altyapı projeleri ve milli takıma düzenli oyuncu sağlayan bir yetiştirme sistemi bulunuyor.
Fakat bu başarı hikayesi kadın ve erkek voleybolunda aynı ölçüde yaşanmadı. Türkiye, bütün kategorilerde eşit düzeyde bir voleybol ülkesi değil. Buna karşılık kadın voleybolunda dünyanın en güçlü ve en istikrarlı ekosistemlerinden birini kurmayı başardı.
1920’lerde karşılaşacak rakip bulamadığı için kapanan kadın takımlarından, aynı yıl içinde beş uluslararası kupa kazanan bir sisteme gelindi. Bu nedenle “Biz voleybol ülkesiyiz” cümlesinin en güçlü dayanağı yalnızca bugünün kupaları değil, kadınların yaklaşık yüz yıl boyunca sahada açtığı alan.