Bültenler
3'
Son 34 Yılda Türkiye’nin Sera Gazı Emisyonu %155 Arttı
Çevre & İklim
İlk yayın :
27 Ekim 2026
İklim değişikliğiyle mücadelede en önemli başlıklardan biri, insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının azaltılması. Sanayi üretimi, enerji tüketimi, ulaşım ve tarım gibi faaliyetler sonucunda atmosfere salınan sera gazları, küresel sıcaklık artışında önemli bir rol oynuyor.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde (BMİDÇS) sera gazları, atmosferdeki kızılötesi radyasyonu emerek yeniden yayan, doğal veya insan kaynaklı gaz bileşenleri olarak tanımlanıyor. Emisyon ise bu gazların belirli bir zaman diliminde atmosfere salınmasını ifade ediyor.
Küresel İklim Değişikliğiyle Mücadele
Dünya yüzeyi, Güneş'ten aldığı enerjinin bir bölümünü kızılötesi radyasyon biçiminde atmosfere geri yayıyor. Atmosferde bulunan sera gazları bu enerjinin bir kısmını tutarak Dünya'nın ısınmasını sağlıyor. Sera etkisi olarak adlandırılan bu doğal süreç, gezegenin yaşama elverişli sıcaklıklarda kalmasında önemli bir rol oynuyor. Fakat insan faaliyetleri sonucunda atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun artması, sera etkisini güçlendirerek küresel ısınmaya yol açıyor.
Küresel iklim değişikliğiyle mücadelede ülkelerin ne kadar sera gazı saldığı, emisyonların yıllar içindeki değişimi ve hangi sektörlerin bu değişimde daha fazla pay sahibi olduğu önemli göstergeler arasında yer alıyor.
Türkiye'de Sera Gazı Emisyonları: Artış Trendi ve OECD Karşılaştırması
TÜİK’in yayınladığı ve 1990 - 2022 yıllarını kapsayan çevre istatistiklerine bakıldığında Türkiye’nin sera gazı emisyonuna dair verilerine ulaşılabiliyor.
Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) 27 Mart 2026'da yayımladığı Sera Gazı Emisyon İstatistikleri, Türkiye'nin 1990-2024 dönemindeki sera gazı emisyonlarının değişimini gösteriyor.
Verilere göre Türkiye'nin toplam sera gazı emisyonu 2024 yılında, bir önceki yıla göre %5,3 artarak 584,5 milyon ton karbondioksit (CO₂) eşdeğerine ulaştı. Bu miktar, 1990-2024 döneminin en yüksek yıllık emisyon seviyesi oldu.
TÜİK'in 2026 Ulusal Sera Gazı Envanteri incelendiğinde, Türkiye'nin sera gazı emisyonunun 1990 yılında 228,9 milyon ton olduğu görülüyor. 2000 yılında 307,5 milyon ton olan emisyon miktarı, 2010'da 406,4 milyon tona ve 2020'de 534 milyon tona yükseldi. 2021 yılında 575,3 milyon tona ulaşan emisyonlar, 2022 ve 2023 yıllarında sırasıyla 561,3 ve 555,2 milyon tona geriledi. 2024 yılında yaşanan artışla birlikte yıllık emisyonlar yeniden yükselişe geçti.
Böylece Türkiye'nin toplam sera gazı emisyonu 1990'dan 2024'e kadar %155,3 artış gösterdi.
Enerji sektöründen kaynaklanan emisyonlar 2024 yılında 419,9 milyon ton CO₂ eşdeğerine ulaştı. Bu miktar, 1990'a göre %192,3'lük bir artış anlamına geliyor. Aynı dönemde endüstriyel işlemler ve ürün kullanımından kaynaklanan emisyonlar %227,6, tarım kaynaklı emisyonlar %41,8, atık kaynaklı emisyonlar ise %49,7 arttı.
Türkiye’deki ve OECD ülkelerindeki sera gazı emisyonunda etki sahibi sektörlerin payı benzerlik gösteriyor. Sektör bazında bakıldığında enerji sektörü en büyük emisyon payına sahip. Sanayi üretiminden kaynaklanan emisyonlar ikinci sırada yer alırken tarımsal faaliyetten oluşan emisyonlar üçüncü sırada. Atık sektöründen kaynaklı emisyon ise sektörler arasında en az paya sahip.
İncelenebilecek bir diğer veri ise ülkelerin kişi başına düşen sera gazı emisyonu. Bu hesaplama bir ülkedeki toplam sera gazı emisyonunun o ülkenin nüfusuna bölünmesi ile yapılmakta. Bu değer, ülkelerin sera gazı emisyonlarındaki sorumluluklarını değerlendirmek için önemli. Türkiye'de kişi başına düşen sera gazı emisyonu 1990 yılında 4,2 ton CO₂ eşdeğeriyken 2023'te 6,5 tona, 2024'te ise 6,8 tona ulaştı.
Seçili OECD ülkelerinin 1990-2024 arası toplam sera gazı emisyonu verilerine bakıldığında bazı ülkelerin iklim değişikliği ile mücadele kapsamında yıllık emisyonunda düşüşler görülüyor. Bununla birlikte Türkiye’nin yıllık sera gazı emisyonunda artış gözleniyor. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde endüstrileşme sürecine ve hızlı ekonomik büyümeye bağlı olarak ortaya çıkan enerji talebi sera gazı emisyonunda artışlara sebep olabiliyor.
Küresel İklim Değişikliği ile Mücadelede Anlaşmalar
Küresel iklim değişikliğinin önlenmesi amacıyla, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında iki önemli uygulama aracı bulunuyor: 2020 yılına kadar geçerli olan Kyoto Protokolü ve 2020 yılından sonrasını kapsayan Paris Anlaşması. İmzacı ülkelerin, belirlenen hedeflere uygun olarak sera gazı emisyonlarını azaltma taahhüdü var.
Şu anda geçerli olan Paris Anlaşması, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ile karşılaştırıldığında en dikkat çekici özelliği, tüm ülkelerin katkılarına dayalı bir sistem öngörmesi. Anlaşma, gelişmiş ülkelerin mutlak emisyon azaltımı hedeflerini sürdürmelerini, gelişmekte olan ülkelerin ise farklı ulusal koşullarına uygun olarak emisyon azaltımı hedeflerini zaman içinde artırarak ekonomiyi kapsayacak yeni hedeflere yönlendirmelerini teşvik ediyor.
Türkiye'nin Sera Gazı Azaltım Hedeflerindeki Yol Haritası
Türkiye, BMİDÇS ve Paris Anlaşması kapsamında sera gazı azaltım hedeflerini belirlediği Ulusal Katkı Beyanı’nı açıklamıştı. Buna göre sera gazı emisyonunda %21 artıştan azaltım hedefleniyordu. Güncellenmiş Birinci Ulusal Katkı Beyanı’nda Türkiye, 2030 yılı için referans senaryoya göre sera gazı emisyonu hedefini yükselterek %41 artıştan azaltımı planladığını açıkladı. Referans senaryo sera gazı emisyonunu azaltmak için hiçbir önlem alınamayan senaryoda ortaya çıkan emisyonu ifade ediyor. Referans senaryoya göre 2030’da 1 milyar 175 milyon ton CO2’a ulaşması beklenen emisyonun alınacak önlemler ile 695 milyon ton CO2’de tutulması hedefleniyor. Belirlenen ilk hedef 2030 yılı için toplam sera gazı emisyonunun 929 milyon ton CO2’da tutulmasıydı.
Türkiye, Kasım 2025'te Birleşmiş Milletler'e İkinci Ulusal Katkı Beyanı'nı sundu. Yeni beyanda 2035 yılı için sera gazı emisyonlarının referans senaryoda öngörülen 1 milyar 109 milyon ton yerine, 466 milyon ton daha düşük seviyede tutularak 643 milyon ton CO₂ eşdeğeriyle sınırlandırılması hedeflendi.
Burada emisyon hesaplamalarının kapsamı da önem taşıyor. TÜİK'in 2024 yılı için açıkladığı 584,5 milyon tonluk toplam, arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılıktan kaynaklanan emisyon ve karbon tutumlarını kapsamıyor. Türkiye'nin 2035 hedefindeki 643 milyon tonluk miktar ise bu alanı da içeriyor. Bu nedenle iki rakamın doğrudan karşılaştırılmasında hesaplama kapsamlarının farklılığı dikkate alınmalı.
İklim politikalarını değerlendiren bağımsız kuruluş Climate Action Tracker, Haziran 2026'da yayımladığı analizinde Türkiye'nin 2035 emisyon hedefini, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırma hedefi açısından kritik derecede yetersiz olarak değerlendirdi.
Türkiye'nin sera gazı emisyonları, 1990'dan 2024'e kadar geçen 34 yılda iki buçuk katın üzerine çıkmış durumda. Emisyonların yaklaşık dörtte üçünün enerji sektöründen kaynaklanması, önümüzdeki yıllarda bu alanda uygulanacak politikaların önemini ortaya koyuyor.
