
Boykotlar Ne Kadar Etkili?
Genel EkonomiPolitika
İlk yayın :
30 Ocak 2026
Boykot kavramı, geçtiğimiz yıldan bu yana Türkiye’nin ve 2023 İsrail-Hamas Savaşı’nın başlamasından beri de dünya kamuoyunun gündeminden düşmüyor. Özellikle siyasi kriz anlarında tüketim davranışlarının bir protesto aracına dönüşmesi, bu kavramı yalnızca ekonomik değil, toplumsal bir tartışma başlığı haline getiriyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkında yürütülen yolsuzluk soruşturması kapsamında 23 Mart 2025’te tutuklanarak cezaevine gönderildi. Tutuklamanın ardından Saraçhane Meydanı’nda başlayan kitlesel protestolar, iktidara yakın televizyon kanallarının bu eylemleri görmezden gelmesiyle daha da büyüdü. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 24 Mart’ta Saraçhane mitinginde “Saraçhane’yi göreni siz de görün, görmeyeni yerin dibine gömün” diyerek ana akım kanallara ve bu kanalların sahip olduğu markalara boykot çağrısı yaparak Espressolab, D&R, İdefix, Ülker, Kilim Mobilya gibi şirketlerin ürünlerinin alınmamasını istedi. Bu çağrının ardından hazırlanan liste, 25 Mart 2025’te boykotyap.com adlı sitede yayımlandı. Site iki gün sonra mahkeme kararıyla kapatılınca farklı isimlerle yeni internet siteleri açıldı. Ana akım medyayı ekonomik yollarla protesto etmeyi amaçlayan liste, zamanla Albayrak Medya, Doğuş Grubu, NTV, Volkswagen ve Nusr-Et gibi yeni markalarla genişletildi.
Bu noktada boykotun neden ve nasıl karşılık bulduğu sorusu da gündeme geldi. Tüketici davranışlarını inceleyen Marketing Türkiye, yayımladığı analizde boykotlara katılımın ürünün maliyeti, fedakârlık düzeyi, sosyal-duygusal faktörler ve başarı algısı tarafından belirlendiğini vurguladı. Analize göre düşük maliyetli ve ikamesi bulunan ürünlerde boykota katılım daha kolay olurken, güçlü liderlik ve sürekli iletişim boykotun sürdürülebilirliği açısından kritik bir rol oynuyor.
“Bizi görmeyeni biz de görmeyeceğiz” sloganıyla sürdürülen boykotun pratik etkileri ise kısa sürede kamuoyunda tartışılmaya başlandı. Örneğin kahve zinciri Espressolab’ın sahibi Esat Kocadağ, şirket cirosunun iki ayda %22 düştüğünü açıkladı. Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün 2 Nisan 2025 tarihli tüketim boykotuna ilişkin araştırması; Google Maps verileriyle alışveriş merkezlerindeki yoğunluk değişimini, Merkez Bankası verileriyle kart harcamalarını ve FAST transferlerini, ayrıca 384 işletmeyle yapılan yüz yüze anketleri birlikte inceledi. Rapora göre muhalefetin güçlü olduğu ilçelerde 2 Nisan’daki AVM ziyaretleri yaklaşık %19 azalırken, hükümet yanlısı bölgelerde düşüş %3,4 ile sınırlı kaldı. İşletmelerin %48’i ise satışlarının azaldığını bildirdi.
Benzer bir tablo TEPAV’ın çalışmasında da ortaya kondu. Rapora göre boykot haftasında kartlı harcamalar ilk çeyrek ortalamasına kıyasla %10 azalırken, bu düşüş market ve AVM harcamalarında %12,2’ye, FAST transferlerinde %37,7’ye ve e-ticaret transferlerinde %58,7’ye ulaştı. TEPAV, bu verilerin sosyal medyadaki çağrıların ötesinde ölçülebilir ekonomik etkiler yarattığına işaret etti. Öte yandan Saha Araştırmalar Merkezi’nin Aralık 2025 tarihli raporu, 770 kişinin çevrimiçi yanıtlarına dayanarak katılımcıların yaklaşık %70’inin boykotları etkili bulduğunu, %79,5’inin hayatında en az bir kez boykota katıldığını ortaya koydu. Katılımcıların kararlarında ekonomik koşullar ve sosyal medyanın belirleyici olduğu, motivasyonlarda ise siyasi ve etik gerekçelerle öfkenin öne çıktığı belirtildi.
Buna karşın boykotun etkileri konusunda farklı değerlendirmeler de yapıldı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya boykot çağrılarını ekonomik bağımsızlığa sabotaj ve milli ekonomiye suikast olarak tanımlarken, bu dönemde yapılan bakanlık ve savcılık açıklamalarında boykotun halkı düşmanlığa tahrik ettiği ileri sürüldü. Bazı ekonomistler ise bir günlük alışveriş boykotlarının daha çok sembolik etki yarattığını, düşük gelirli kesimlerin boykota katılmakta zorlanabileceğini ve tüketimin ertesi güne kayabileceğini savundu. Buna karşılık hedefi net tanımlanan ve süreklilik kazanan boykotların daha etkili olabileceği görüşü dile getirildi.
Türkiye gündemine oturan bu boykot hareketi yaklaşık 200 gün boyunca devam etti. CHP lideri Özgür Özel, partisinin 2026 yılındaki ilk grup toplantısında “19 Mart sürecinde ilan ettiğimiz tüm boykot listesini boşaltıyorum” diyerek 2026 için beyaz bir sayfa açtıklarını ve boykot listesini kaldırdıklarını duyurdu. Böylece 25 Mart 2025’te yayımlanan boykot listesi yaklaşık dokuz ay yürürlükte kaldı. Medyanın protestoları görmezden gelmesine karşı tüketim gücüyle başlatılan kampanya, Ocak 2026’da resmen sona erdi.
Türkiye’de boykotları besleyen bir diğer önemli motivasyon ise Filistin’e destek amacıyla yürütülen tüketim boykotlarında ortaya çıktı. Bu dalga, 7 Ekim 2023 sonrasında Gazze’ye yönelik saldırılara ve Starbucks Workers United sendikasının X platformunda paylaştığı dayanışma mesajına verilen tepkilerle birlikte şekillendi. Starbucks yönetiminin bu mesaja katılmadığını açıklaması ve sendikaya dava açması, Türkiye ve Orta Doğu’da kahve zinciri başta olmak üzere Coca-Cola, McDonald's ve KFC gibi markalara yönelik geniş çaplı bir boykot kampanyasının doğmasına yol açtı.
Kriter Dergi’de yayımlanan bir analizde, söz konusu şirketlerin Orta Doğu’daki satışlarında belirgin düşüşler yaşandığını, Türkiye’de ise protestolar ve sosyal medya baskısı sonucunda KFC’nin yerel ortağının pazardan çekildiğini aktarıldı. Coca-Cola’nın Türkiye distribütörü, 2023’ün son çeyreğinde satışlarda %22’lik bir düşüş yaşandığını bildirerek, tüketicilerin bölgedeki siyasi gelişmelere duyarlılığının bu tabloda etkili olduğunu belirtti. Benzer şekilde Starbucks’ın küresel satışları 2024’ün Ekim-Aralık döneminde %4 azalırken, şirket önceki iki çeyrekte kaydedilen %4 ve %3’lük düşüşlerin ardından Orta Doğu’daki bazı şubelerinde işten çıkarmalara gitti.
Anadolu Ajansı verilerine göre Starbucks’ın net geliri bir önceki yıla kıyasla %15 azalırken, uluslararası kârı %23 düşüş gösterdi. Forbes Türkiye ise boykotun özellikle Orta Doğu mağazaları üzerindeki etkisine dikkat çekerek, şirketin bu süreci “Starbucks’a Dönüş” stratejisiyle aşmaya çalıştığını yazdı. Türkiye’deki boykot zaman zaman gerilimin yükseldiği protestolara sahne olsa da marka yöneticileri siyasi tarafsızlık vurgusu yaparak bu krizi yönetmeye çalıştı. Starbucks, yaptığı resmi açıklamada “Starbucks insanlığın yanındadır, şiddeti ve masum insanların ölmesini kınıyoruz” ifadesini kullanarak herhangi bir siyasi gündemleri olmadığını ve gelirlerini hiçbir hükümet ya da askeri operasyona aktarmadıklarını belirtti.
Bu süreçte Filistin’e destek amacıyla yürütülen tüketim boykotu, hem küresel hem de yerel ölçekte şirketlerin satış beklentilerini etkileyen bir unsur haline gelirken boykotların ekonomik ve sembolik etkileri üzerine yürütülen tartışmaları da daha geniş bir çerçeveye taşıdı.
Türkiye’de ve Filistin’e destek amacıyla yürütülen bu boykot örnekleri, tüketimin yalnızca ekonomik bir tercih olarak görülmediğini gösteriyor. Peki bireysel tüketiciler, satın alma kararlarıyla gerçekten bir toplumsal ya da siyasi etki yaratabilir mi?
Aktivist Bir Aktör Olarak Tüketici
Bireysel tüketicilerin satın alma tercihleri ve davranışları yoluyla sosyal ve siyasi değişimin aracı olabilecekleri fikrinin tarihi aslında çok eskilere gider. Bu bakış açısı, tüketici tercihlerinin sadece ekonomik kararlar olmadığı, aynı zamanda etik, siyasi ve sosyal boyutları da olduğu fikrine dayanır. En geniş katılımlı örneklerine de sömürgecilik karşıtı hareketlerde bulmak mümkündür. Özellikle ABD ve Hindistan’ın Britanya İmparatorluğu’ndan bağımsızlık mücadelesinde yürütülen geniş çaplı boykotlar karşılığını bulmuştu. Tüketicinin bir özne olduğu modern hareketler de ilk olarak özellikle sanayi-sonrası toplumlarda kendini göstermişti. Bu hareketler başat olarak anti-kapitalist ve çevre hareketleri şemsiyesinde kendini gösterir. Adil Ticaret (Fair Trade) hareketi gibi alternatif ticaret hareketleri tüketici tercihleri üzerinden kısıtlı da olsa anti-kapitalist bir gündemi ilerletme yolu güder. Yine etik alışveriş yoluyla sosyal ve çevresel hasarların asgariye indirilmesi amaçlanır. İklim değişikliği ilgili hassasiyetin geçtiğimiz yıllarda ciddi artış göstermesi ekolojik açıdan bilinçli bir tüketici profilini de ortaya çıkarmıştı. Tüm bu çerçevede veganlık da basit bir beslenme diyetinden öte sosyal ve çevresel adalete yönelik daha geniş taahhütlerle uyumlu olan ve kapitalizm ve diğer tahakküm sistemlerini aşındırmayı amaç edinen bir tüketici tercihi olarak pekala görülebilir.
Her ne kadar etik ya da belli bir tahakküm sistemine yönelik ve içinde belli mal ve hizmetlere karşı boykotu da barındıran bilinçli tüketici tercihleri belli gruplarda yaygın olarak devam etse de görünür olan boykotlar genel olarak bir ülkeye veya şirkete yönelik organize olanlar.
İsrail Boykotu
Hamas’ın 7 Ekim saldırısının ardından başlayan İsrail - Hamas Savaşı süresince birçok ülkede başvurulan başlıca protesto yöntemlerinden biri boykotlardı. Türkiye’de de sosyal medya platformları yoluyla paylaşılan ve her gün çoğalan bir marka listesiyle kitleler boykota çağırılıyor. Bu listelere markaların neden eklendiğiyle ilgili net bir bilgi bulmak güç. Bazen bu markaların sahiplerinin veya büyük sermayedarlarının İsrailli (veya Yahudi) olması bir neden olarak gösterilirken bazen de markanın İsrail’e destek açıklaması yaptığı iddia ediliyor. Marka listesinin geniş, kriterlerin de oldukça keyfi olması boykot hareketini maddi çıkarlara bulaşmış bir karalama kampanyasının veya bir gruba yönelik ayrımcılığı körükleyen bir hareketin aracı olmasına da açık hale getiriyor.
Konu İsrail - Filistin meselesi olduğunda boykot önemli bir mücadele alanı olarak öne çıkar. 1973 Yom Kippur Savaşı’ndan sonra İsrail’i çevreleyen Arap devletleri ekonomik boykotu güçlü diplomatik bir silah olarak kullanmış ve özellikle Orta Doğu’da iş yapan ABD firmaların kaldıkları ikilem onları Arap devletlerini seçmeye zorlamıştı. Bu tarihten bu yana da ülkeler bazında ekonomik boykot Orta Doğu diplomasisinde önemli bir yer edindi. Bunun yanında sivil boykot girişimleri de İsrail - Filistin meselesi bağlamında öne çıkıyor.
“Boycott, Divestment, Sanctions” (BDS) hareketi 2005 yılından bu yana faaliyetlerini yürüten kurumsal boykot organizasyonlarından biri. Kendini özgürlük, adalet ve eşitlik için Filistinlilerin öncülük ettiği bir hareket olarak tanımlayan BDS her kıtada onlarca insanı temsil eden sendikalar, kiliseler, STK'lar ve hareketler tarafından destekleniyor. BDS’nin hareket repertuvarında boykot, yatırım yönlendirme ve yaptırım yer alıyor. Hareketin stratejisi ise İsrail'in insan hakları ihlallerinde açık ve doğrudan rol oynayan ve boykotla etki yaratılabilecek şirketlere odaklanmak. İsrail devlet kurumlarıyla tedarik anlaşması içinde olan HP ve İsrailli yasadışı yerleşimcileri destekleyen İsrail Futbol Federasyonu’na sponsor olan Puma BDS’nin halihazırda boykot ettiği şirketlerden birkaçı.
BDS başta ABD olmak üzere dünya çapında yürüttüğü boykot çağrılarıyla dikkat çeken bir kurum. Hatta ABD’de 2018’de BDS’in boykot çağrılarına karşı bir kanun (Israel Anti-Boycott Act) teklif edilmiş durumda. Yasa, eyaletlerin yüklenicilerin İsrail'den gelen malları boykot etmeyeceklerine dair taahhütname imzalamalarını, aksi takdirde sözleşmelerinin feshedileceğini öngören yasalar çıkarmasına izin veriyor. Bu yasa ABD Kongresi’nden geçmemiş olsa da en az 32 eyalet buna benzer yasaları mevzuatlarına ekledi. Bunun yanında Malezya’daki McDonalds şubesi BDS’ye markaya yönelik boykot çağrıları nedeniyle 1,3 milyon dolar talep ettiği bir dava açtı.
Bir boykotun örgütlemesinin yanında belirlenmiş amaçlara ulaşması için kararların da katılımcılar gözünde tutarlılığı önemli bir faktör. Fakat ekonomik küreselleşmenin ileri boyutlarında bu tutarlılığın sağlanması oldukça zor. Küresel tedarik zincirinde bir ürün belli bir markaya ait olsa da üretim aşamaları birçok ülkeyi kapsayabiliyor. Dezavantajlı grupları savunmak için bir markaya yapılan etkili bir boykot, üretim zincirinde yer alan başka bir ülkenin aynı ölçüde dezavantajlı şartlardaki işçilerine zarar verebiliyor. Bazı markaların onlarca ülkede imtiyaz sahipleri bulunuyor. Bu imtiyaz sahipleri markanın ya da markanın başka ülkede faaliyet gösteren bir imtiyaz sahibinin eylem ve görüşlerinden ne kadar sorumlu tutulmalı sorusu da önemli bir tartışma konusu. Örneğin İsrail - Hamas Savaşı sırasında İsrail’deki McDonalds şubesi İsrail ordusuna bedava yemek verme kararı almış ve bu karar Müslüman ülkeler ve topluluklar arasında ciddi bir tepki çekmişti. Özellikle Orta Doğu ülkelerinde McDonald’s zincirinin imtiyaz sahibi olan firmalar resmi açıklamalarla bu kararın İsrail şubesinin bağımsız kararı olduğunu ve diğer ülkelerdeki McDonald’s zincirlerinin bağlamadığını belirtmişlerdi.
Ne Kadar Etkili?
Boykotlar ne kadar etkili sorusuna farklı boyutlardan verilebilecek çeşitli cevaplar var. Öncelikle sosyal medyada başlatılan boykot kampanyalarının yaygınlaşması durumunda o markaya kısa vadede finansal olarak dönemlik zararlar verebiliyor. Fakat boykotların sürekli ihtiyacı olduğu motivasyonu devam ettirememesi hedef markalara uzun vadeli hasarlar vermesini engelliyor. Boykotun gerekçesine bağlı olarak katılımcılarda oluşan duygusal yoğunluk boykotun devamlılığı ve etkinliği için önemli bir değişken.
1978-2017 arası ABD’de yapılan 125 boykotu inceleyen bir araştırmada boykot çağrılarının hedef firmaların hissedar servetine istatiksel olarak anlamı negatif etkileri olduğunu ortaya koymuş. Sendika sorunları, hayvan hakları, az gelişmiş ülkelerde yaşam ücretleri, ırk/cinsel ayrımcılık, ideolojik sorunlar ve siyasi/dinsel gibi kategorik konularda medyada yer alan boykot tehditlerinin bile negatif etkiye yol açtığı bulgulanmış. Başka araştırmalar ise boykotun hangi bağlamda gerçekleştiğinin boykot etkinliğini önemli ölçüde etkilediğini ortaya koyuyor.
Araştırmalar boykotların hedefledikleri sonuçlara ulaşmada etkili olabileceğini ama bu etkinin sınırlı kalabileceğini gösteriyor. Sosyal medya sayesinde hızla yayılan boykot çağrıları, kısa sürede markalara maddi zarar verebiliyor. Ancak bu boykotların uzun vadeli başarısı, insanların ilgisini ve desteğini sürdürebilmelerine bağlı. Bunun yanında internet ortamında saman alevi gibi büyüyebilen boykot kampanyasının ayrımcı amaçlara yönelmemesi de önemli bir konu.
İLGİNİ ÇEKEBİLİR
Ekrem İmamoğlu’nun Eşi Dilek İmamoğlu ile Birlikte Derya Çayırgan’ın Maçına Gittiği İddiası Doğru mu?
Görüntüler İran Protestolarını mı Gösteriyor?
Netanyahu’nun Arap Temsilciden Mikrofon Kabul Etmediği Görüntüler Gerçeği Yansıtıyor mu?
Seçim Anketlerine Ne Kadar Güvenilebilir?
CHP Medyasında Heykel Tartışmalarını Gösteren Televizyon Programı Gerçek mi?
Türkiye’nin Dijital Sepeti: Tüketiciler Nasıl Alışveriş Yapıyor?
Video CHP Parti Meclisi Üyesi Sevgi Kılıç’ın Ağladığı Anları mı Gösteriyor?
Video İsrail'in Vurduğu İran Karargâhlarını mı Gösteriyor?
İsrail'de Bulunan Bir Atatürk Heykelinin Kaidesinde “Yahudi Halkı Sana Minnettardır” Yazdığı İddiası Doğru mu?
Hamidiye Su A.Ş’nin Yıllık Kar ve Zarar Verileri Doğru mu?