Doğruluğun Sesini Yükseltmek İçin Çalışan Doğruluk Payı’nın Sizin Desteğinize İhtiyacı Var

Görüntülenecek Sonuç Bulunamadı!
Görüntülenecek Sonuç Bulunamadı!
Fatma Güldemet Sarı Adana Milletvekili | AK Parti

Vatandaş sanıyor ki biz, önümüze gelen her proje için ÇED raporuna olumlu yanıt veriyoruz. Böyle bir algı var. Ancak aslında hiç de öyle değil.

25 Mart 2016 tarihinde İstanbul'da söylendi.
Okuma Süresi   5 Dakika
Konu Başlığı: Çevre

"ÇED Gerekli Değildir" Kararları Olumsuz Kararlardan Bin Kat Fazla

Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı İstanbul’da katıldığı bir toplantıda Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporlarının bir siyaset yapma aracına dönüştüğünü ve muhalif kesimlerin sadece yatırımları engellemek için ÇED raporlarını mahkemeye taşıdığını ifade etti. Sarı, insanlarda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın önüne gelen her proje teklifi için ÇED raporuna olumlu karar verildiği yönünde yanlış bir algı olduğunu iddia etti.

ÇED’e Gerek Yok

ÇED; Çevre Etkisi Değerlendirme Raporu, inşası ve işletilmesi süresince bir projenin doğaya yapacağı olumsuz etkilerin önceden belirlenmesi ve önlenmesi için alınacak önlemlerin uygulanması için çok önemli bir role sahiptir. ÇED raporlarının öncelikli işlevi ise her şeyden önce çevresel etkilerini göz önüne alarak bir projeye başlanıp başlanmayacağına karar verilmesine olanak sağlamasıdır. Türkiye’de ÇED süreci, gerçekleştirilmesi planlanan projenin çevresel etki değerlendirilmesi kapsamına alınıp alınmaması konusunda değerlendirilmek üzere yatırımcı ya da ÇED raporu hazırlayan firma tarafından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sunulması ile başlar. Bakanlık proje özeti üzerinden yaptığı değerlendirme doğrultusunda projenin ÇED’e tabi ya da ÇED’den muaf olduğuna karar verir.

Tarihi çevresel tahribatın hızla yükseldiği 1960’lara dayanan ÇED uygulamaları ilk olarak ABD’de resmileşerek zaman içinde tüm dünyada hızla yaygınlaştı ve Uluslararası Çevre Hukuku’nun pratik uygulaması için en yoğun olarak kullanılan araçlardan birisi haline geldi. Türkiye’de ise ÇED uygulamalarına geçiş, AB’ye uyum süreci ile hız kazandı. AB’de 1985 yılında yayınlanan ÇED Direktifi 1997, 2003 ve 2009 yıllarında üç değişikliğe uğradı. Türkiye’de ÇED Yönetmeliği 1993’de yürürlüğe girdi ve bugüne kadar birçok kez değişikliğe uğradı. Bu değişikliklerin en yakın tarihlisi ve etkisi en büyük olanlarından biri 2011 yılında yürürlüğe giren, 2015’e kadar yatırımına başlanacak ve proje aşamasında olan projelerde ÇED şartı aranmamasına izin veren değişiklikti. Çengiz Çandar’ın 2012 yılında Açık Radyo’da yayınlanan yazısında, bu son değişikliğin neticesinde ÇED’den muaf tutulan projeleri şu şekilde açıklamış: Sinop ve Akkuyu Nükleer Santralleri, Amasra Termik Santrali, yeni Boğaz köprüsü, Ilısu Barajı ve Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu. Yapılan değişiklikle Artvin, Rize, Tunceli, Mersin, Küre Dağları, Kaz Dağları gibi biyolojik çeşitlilik hazineleri yatırıma açılacak. Akarsu havzaları arasında su transferi, 10.000 m2 ve üzerindeki deniz dolguları, ulaşım ve altyapı yatırımları, su depolama tesisleri, 10MW ve üzeri nehir tipi hidroelektrik santraller, toplu konutlar, turizm tesisleri, maden ocakları ve bazı fabrikalar da 2015 yılına kadar ÇED’den muaf tutulan projeler arasında.

Ancak Türkiye’de yapılan projelerin çoğunun ÇED’den muaf tutulması yeni bir şey değil. ÇED yönetmeliğinin yürürlüğe girdiği 1993 yılından beri verilen kararların çok büyük kısmı “ÇED gerekli değildir.” şeklinde olmuş. “ÇED gerekli değildir” kararları, yapılacak projenin, alınacak önlemler sayesinde ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir ölçüde bir çevresel etkisi bulunacağı durumlarda veriliyor.

Grafikte görüldüğü gibi 1993’ten 2015’e kadar 4 bin 501 ÇED olumlu kararı verilirken, sadece 43 olumsuz karar verilmiş. Daha da ilginç olan durum ise toplam 51.200 proje başvurusu ÇED sürecine gerek dahi duyulmadan kabul edilmiş. “ÇED gerekli değildir” kararlarının yıllara göre dağılımının ise özellikle 2000’lerin ortalarından itibaren, bilhassa enerji projelerinin özelleştirilmesi ile birlikte artışa geçtiğini görüyoruz.

Sonuç olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın verileri, Fatma Güldemet Sarı’nın iddia ettiği gibi her karara olumlu karar verildiğini göstermiyor belki, ancak yine de olumlu karar sayısının olumsuz karar sayısının yüz katından, “ÇED gerekli değildir” sayısının ise olumsuz kararının bin katından bile fazla olması Türkiye’de yapılan projelerde ÇED sürecinin etkin kullanılmadığını gösteriyor.

Bu durumda Bakan Fatma Güldemet Sarı’nın iddiasında doğruluk payı yoktur.

Sonuç olarak;

Adana Milletvekili Fatma Güldemet Sarı 'ın İddiasında Doğruluk Payı Yoktur.

Bu iddia kontrolüne dair itirazlarınız varsa bize ulaşabilirsiniz.
MUTLAKA İZLEYİN:

Türkiye'nin Sera Gazı Salımı