Doğruluğun Sesini Yükseltmek İçin Çalışan Doğruluk Payı’nın Sizin Desteğinize İhtiyacı Var

Görüntülenecek Sonuç Bulunamadı!
Okuma Süresi    8 Dakika

İstanbul Sözleşmesi Neden Tartışılıyor?


Kadın cinayetlerinin kaydını tutan “Anıt Sayaç”a göre, 2020 yılının ilk dokuz ayında 250, 2019 yılında da 417 kadın hayatını kaybetti.

Kadına yönelik şiddetin ve ev içi şiddetin* önlenmesi ve bunun gibi durumlar ile mücadeleye dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldı. 2014’te yürürlüğe giren sözleşmeyi ilk imzalayan ülke Türkiye Cumhuriyeti’ydi. Bu sözleşmeye dayanarak, 2012 yılında 6284 sayılı “Ailenin korunması kadına karşı şiddetin önlenmesine dair” kanun çıkarıldı.

Sözleşmenin amacı dört maddeden oluşuyor:

  •  Kadınları her türlü şiddetten korumak, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele etmek, şiddeti önlemek ve kovuşturmak. 
  •  Kadına yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirerek gerçek anlamda kadın erkek eşitliğini teşvik etmek. 
  •  Şiddet mağdurlarını korumak ve desteklemek. 
  •  Şiddetle mücadelede tüm kurum ve kuruluşlar arasında iş birliği sağlamak amacıyla koordinasyonu sağlamaktır.
                                

2019 yılından bu yana, İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik tartışmalar basında yer alıyor.

İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik itirazlar iki temel argüman üzerine:

  • Toplumsal cinsiyet eşitliğini düzenleyen 3. ve 4. maddelerin, eşcinsel birliktelikleri yasal teminat altına aldığını ve bu durumun toplum yapısını bozduğu iddiası.
  • Kadının beyanı esas alınarak erkekler için verilen evden uzaklaştırma kararının aileleri parçaladığı iddiası. Taraflar arasında, şiddete ilişkin arabuluculuk ve uzlaştırma süreçlerinin yasaklanmasını öne süren 48. maddeye ilişkin itirazlar da var.

Bu da ilginizi çekebilir: İstanbul Sözleşmesi Nedir?

Son Bir Yılda İstanbul Sözleşmesi

 1 Haziran 2019 tarihinde, basına kapalı gerçekleşen Milli İrade Platformu iftarında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “İstanbul Sözleşmesi nas değildir. Bizim için ölçü değildir.” ifadeleri Yeni Akit ve Millî Gazete’de yer aldı. Türk aile yapısını zedelediğinin ve eşcinselliği normalleştirdiğinin öne sürülmesinden sonra tekrar gündem oldu. Daha sonra konuya dair Hüda Par bir basın açıklaması yaptı ve İstanbul Sözleşmesi’nin aile kurumuna savaş açtığını iddia etti.

haberler

2 Temmuz 2020 tarihinde, AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, katıldığı televizyon programında, İstanbul Sözleşmesi’nde parti olarak kalamayacaklarını belirtirken, “Nasıl sözleşmenin usulünü yerine getirerek imzalandıysa, aynı şekilde usulünü yerine getirerek bu sözleşmeden çıkılır.” ifadelerini kullandı.

                      

Kamuoyunda çeşitli tartışmalar sürerken, Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM), 1 Ağustos 2020 tarihinde resmi Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, İstanbul Sözleşmesi’ne destek verdiğini belirtirken, “Bu sözleşmenin eşcinsel yönelimleri meşrulaştırmasına sebep olduğunu iddia etmek ise en hafif tabirle kötü niyetliliktir.” ifadelerini kullandı.

                               

AK Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı Canan Kalsın, 9 Temmuz 2020 tarihinde resmi Twitter hesabı üzerinden İstanbul Sözleşmesi ile ilgili açıklamalarda bulundu. Kalsın, “İstanbul Sözleşmesi Türkiye’de hazırlandı. İlgili koruma kanunları çıkarıldı. Aile içinde yaşanan eşler arası şiddet, yaşlıya ve çocuğa karşı işlenen şiddeti de kapsayacak şekilde düzenlendi. 81+1 madde olarak düzenlenen bu sözleşme 2009’da kabul edildi ve 2011 yılında yürürlüğe girdi. 2009 kabul-2011 yürürlüğe giriş ve yıl 2020? 9 yılda ne değişti? Dokuz yıl sonra niye günah keçisi haline geldi? Cumhurbaşkanımızın Ailesine-yakınlarına saldırı kiti haline niye dönüştürüldü?” ifadelerini kullandı. Bu açıklamadan sonra, Canan Kalsın TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanlığı görevinden alındı.

                               

İstanbul Sözleşmesi’nin tartışmasının sürdüğü bu günlerde, KONDA Ağustos’20 Barometre saha araştırmasında İstanbul Sözleşmesi’ne yer verdi. KONDA, araştırmanın ilk bölümünde İstanbul Sözleşmesi ile ilgili kamuoyunun görüşüne yer verdi. Sonraki bölümünde de kadına şiddet ile ilgili yaptığı önceki araştırmalarıyla güncel durumu karşılaştırdı. KONDA 32 ilde 3.569 kişi ile görüştü. Rapora göre, İstanbul Sözleşmesi’ni her üç kişiden biri biliyor. Ankete katılanların, %84’ü İstanbul Sözleşmesi’nde kalınması, %16’sı çıkılması gerektiğini belirtirken, %62’si İstanbul Sözleşmesi’nin ne olduğunu bilmediğini ifade etti. Toplumsal cinsiyet fark etmeksizin, eğitim oranı arttıkça sözleşmenin içeriğine dair bilgi sahipliği artıyor. Ev içi şiddete odaklanan sözleşmenin bilinirlik oranı ev kadınları arasında çok düşük. Ev kadınlarının %21’i bilgi sahibiyken, lise altı eğitimli ev kadınlarında bu oran %16’ya kadar düşüyor.

KONDA, “İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmalı mıyız?” sorusunu yönelttiğinde, toplumun yarısından fazlası bu konuya dair hiçbir fikri olmadığını belirterek, sözleşmeden çıkma ya da kalma konusuna dair bir fikir belirtmedi. Toplumun, %36’sı sözleşmede kalınmalı, %7’si çıkılmalı derken, %58’i hiçbir fikri olmadığını belirtti. Rapora göre, son dönemde artan kadın cinayetleri olaylarının medyada yer bulması, sosyal medyadaki paylaşımlar ve sözleşmeye dair tartışmalar ilk bakışta konunun geniş kitlelerce tartışıldığı izlemini uyandırsa da aslında toplumun yarısının ne konuşulduğuna dair fikri yok.

KONDA, araştırmanın diğer kısmında, geçmiş yıllarda yönelttiği bazı yargıları değişimi ölçmek amacı ile tekrar sormuş. “Erkek sever de döver de” yargısına toplumun %63’ü kesinlikle yanlış derken %6’sı yargıya katılıyor. 2008 ve 2015’de yapılan Hayat Tarzı araştırmalarına kıyasla, son 5 yılda toplumda erkeğin kadına şiddet gösterebileceğine dair kabul azalmış. Erkeğin dövebileceği yargısına katılanların oranı %19’dan %6’ya inmiş.

“Konu namus meselesi olunca kanun dışına çıkılabilir” yargısı ise, 2010 yılında toplumun neredeyse yarısı kabul ediyorken, bugün her 5 kişiden ancak biri bu yargıya katılıyor. “Kadınlar şiddet ve tacize uğramamak için işyerinde ve okulda giyimlerine dikkat etmelidir” yargısına 2015 yılında 10 kişiden 6’sı katılırken, 2020’de her 10 kişiden 1’i bu yargıya katıldığını belirtiyor.

                                 Â   
   

Metropoll, Türkiye’nin Nabzı Ayın 5 Rakamı araştırmasını Temmuz 2020’de yayınladı. “Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeli midir?” sorusunu İstanbul Sözleşmesi’nden haberdar olan %53,2 oranındaki seçmene sordu. %67’lik kesim Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmemesi gerektiğini düşünmektedir. %23’lük kesim İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi gerektiğini, %10 ise hiçbir fikri olmadığını beyan etti.

İstanbul Ekonomi Araştırma tarafından 12 ilde 1.537 kişi ile görüşülen ankette ise “Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmalı mıdır?” sorusu sorulmuş. %8,8 çıkmalı, %39,5 çıkmamalı cevabını verirken %51,7’si İstanbul Sözleşmesi’nin ne olduğunu bilmiyorum yanıtını vermiş. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmalıdır yanıtını veren kişilere “Neden çıkılmalıdır?” sorusu sorulduğunda; boşanmalarda artışa sebep olduğu, erkekleri mağdur ettiği, mevcut durumu kötüleştirdiği ve gelenek ve ahlak kurallarına aykırı olduğunu ifade etmişler.

*İstanbul Sözleşmesi orijinal metninde “domestic violence” olarak ifade edilen terim, Türkçe’ye “aile içi şiddet” ya da “ev içi şiddet” olarak çevriliyor.

Yayın Tarihi:   8 Eylül 2020