Doğruluğun Sesini Yükseltmek İçin Çalışan Doğruluk Payı’nın Sizin Desteğinize İhtiyacı Var

Görüntülenecek Sonuç Bulunamadı!
Görüntülenecek Sonuç Bulunamadı!
Okuma Süresi   10 Dakika
Konu Başlığı: Sağlık

Türkiye'de ve Dünyada HIV/AIDS Verileri

HIV/AIDS konusunda toplumun bilinçlendirilmesi, hastalıktan korunma ve tedavi yöntemleri konusunda doğru bilgilendirmenin sağlanması gibi amaçlarla, 1 Aralık Dünya AIDS Günü olarak kabul ediliyor ve her yıl bu tarihte Sağlık Bakanlığı, bu alanda çalışan vakıflar ve dernekler çeşitli etkinlikler düzenliyor.

Dünyada ilk olarak 1980’li yıllarda tanımlanan ve Türkiye’de de vakaların gözlendiği bu hastalık hakkında toplumlar doğru bilgilendirilmediğinde hastalık daha fazla yayılabiliyor ve teşhis edilen hastalar toplum içinde ayrımcılığa maruz kalabiliyor. Dünya genelinde bu zamana kadar milyonlarca insanın hayatını kaybettiği bu hastalığın bulaşması, doğru korunma yöntemleri uygulandığında engellenebiliyor veya hastalığın erken teşhis edilmesiyle hastanın tedavi süreci daha verimli kılınabiliyor. Bu sebeple, 1988 yılında kabul edilen Dünya AIDS Günü’nde, hastalık ile ilgili temel bilgileri ve mevcut istatistikleri derledik.

HIV ve AIDS Nedir?

AIDS, Dünya’da ilk defa 1980’li yıllarda tanımlandı ve Türkiye’de de ilk hasta 1985 yılında teşhis edildi. Türkçe’ye “Akkiz İmmün Yetmezlik Sendromu” ya da “Edinilmiş Bağışıklık Yetersizliği Sendromu” olarak da geçen bulaşıcı hastalığın kaynağı, İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü (HIV). HIV, bulaştığı vücudun savunma gücünü zayıflatıyor ve tamamen yıkabiliyor. HIV/AIDS’e yönelik tıbbi gelişmeler ve araştırmalar kaydedilse de bilinen kesin bir tedavisi bulunmuyor.

HIV virüsü taşıyan hastaların dayanışmasını ve yardımlaşmasını sağlamak amacıyla kurulan Pozitif Yaşam Derneği’nin tanımladığına göre, virüsün vücuda alınmasından sonraki evreler aşağıdaki gibi gelişiyor:

  • 1-Bulaşma: HIV enfeksiyonuyla karşılaşılan ve HIV’le enfekte (bulaşmış) olunan dönemdir.
  • 2-Birincil HIV enfeksiyonu (Akut HIV Enfeksiyonu): HIV ile karşılaştıktan sonraki 2-4 hafta içinde vücutta HIV’e karşı verilen ilk tepkiler görülebilir. Bu tepkiler HIV ile karşılaşan bireylerin birçoğunda hiç gözlenmez.
  • 3-Serokonversiyon Dönemi: HIV enfeksiyonunun varlığının laboratuvar testleriyle belirlenmeye başlandığı dönemdir.
  • 4-Bulgusuz Dönem (Asemptomatik Dönem): Birincil HIV enfeksiyonunun sonlanmasıyla başlayan dönemdir. Bu dönemde HIV ile yaşayan bireylerde hiçbir belirti ve bulgu yoktur. Bireyler standart sağlık durumlarını korumakta ve yaşamlarına devam etmektedir. Ortalama 10-12 yıl sürebilen bu dönemde HIV, CD4 hücrelerini kullanarak kendini kopyalamaya/çoğaltmaya ve CD4 hücre sayısını azaltmaya devam eder.
  • 5-Erken Bulgulu Dönem (Erken Semptomatik Dönem): Bulgusuz dönem boyunca bağışıklık sisteminin zayıflaması sonucu doktora gitmeye neden olan belirtilerin ortaya çıktığı dönemdir. Tedavi görmeyen, tedaviyi yarıda bırakan ya da tedaviye dirençli vakalarda bulgusuz dönem sonrası HIV’e bağlı belirtiler ortaya çıkabilir.
  • 6-Edinilmiş Bağışıklık Yetmezlik Sendromu / Geç Bulgulu Dönem (AIDS): Enfeksiyonun 3., 4. ve 5. evrelerinde tanı ve tedavi alınmaması ya da tedavinin yarıda bırakılması sonrası HIV negatif ya da tedavi altındaki, tedaviye uyumlu HIV ile yaşayan bireylerde hastalık etkeni olmayan bazı mikroorganizmaların (bakteriler, virüsler, mantarlar, parazitler) hastalık oluşturmaya başladığı dönemdir. Bağışıklık sistemi yetersizliğine ilişkin belirtiler belirgin hale gelmeye başlar. Yine bu dönemde fırsatçı kanserler olarak adlandırılan özel kanser türleri (kaposi sarkomu, beyin lenfoması vb.) ortaya çıkabilir. Bu dönemde tanı alan bireyler zaman kaybetmeden tedavi edilmeye başlanır. Edinilmiş Bağışıklık Yetmezlik Sendromu Dönemi (AIDS evresi)’nde tanı alan bireyler günümüzde uygulanan etkili tedaviler ile sağlıklarına geri kavuşmakta ve bulgusuz döneme geri dönebilmektedirler. AIDS (Edinilmiş Bağışıklık Yetmezlik Sendromu), başlı başına bir hastalık değildir. HIV enfeksiyonunun altıncı evresidir.
  • 7- İleri Evre: Vücuda HIV alındıktan sonra geçen evrelerden sonra tedavi alınmazsa eğer 6. evre olan AIDS evresine girilmekte eğer yine alınmamaya devam ederse 7. evreye geçilmekte. Bu evre vakaların büyük bir çoğunluğunda ölümle sonuçlanmaktadır.

HIV/AIDS Nasıl Bulaşıyor?

HIV/AIDS farkındalığının düşük olduğu ülkelerde hastalığın nasıl bulaşıp bulaşmayacağı ile ilgili doğru olmayan bilgiler bulunabiliyor. Hastalığın bu zamana kadar tespit edilmiş olan 3 bulaşma yolu bulunuyor. HIV enfeksiyonun en yaygın bulaşma şekli korunmasız cinsel ilişki. Cinsel ilişki sırasında vücuda giren virüs, tüm cinsel kimlik ve cinsel yönelimden bireylere bulaşabiliyor.

Tedavi görmeyen HIV ile enfekte biriyle korunmasız bir cinsel temas, hastalığın bulaşması için yeterli olabilmekte. Korunmasız cinsel temas sayısı arttıkça bulaşma olasılığı da artış gösteriyor. Hastalığın bir diğer bulaşma yolu da virüsün anneden bebeğe geçmesi şeklinde gerçekleşiyor. HIV ile yaşayan bir anne, gebeliği süresince tedavi almaya devam ederse hastalığın bebeğe geçme olasılığı düşebilir, yine de bebeğin doğumdan sonra belli bir süre koruyucu tedavi alması ve hekim kontrolünde olması gerekiyor. HIV emzirmeyle bebeğe bulaşacağı için annenin bebeği emzirmemesi de gerekiyor. HIV’in bir diğer bulaşma şekli de kan yoluyla gerçekleşiyor. İçerisinde virüs bulunan kan, doku ya da organ nakliyle bulaşabiliyor. Bu sebeple kan ürünlerinin kişiler arası nakli öncesi kanın HIV testine tabii tutulması yasal zorunluluğu da bulunuyor. Damar içi uyuşturucu madde kullananların ortak iğne/enjektör kullanımı da kan alışverişine neden olduğundan bu yolla da virüs bulaşan vakalar mevcut.

HIV’in başka temas yollarıyla bulaşabileceği yönünde yanlış sanılar olsa da; virüs ter, tükürük, idrar, göz yaşı gibi vücut sıvılarıyla, hapşırık ya da öksürük sırasında vücuttan çıkan partiküllerle, aynı tabak, çatal, bıçak, havlu kullanımıyla, aynı tuvalet ve duşun kullanımıyla, sivrisinek ve böcek ısırıklarıyla, tokalaşmak, sarılmak, öpüşmek, aynı ortamda bulunmak gibi davranışlarla bulaşmaz.

Sayılarla HIV/AIDS

HIV/AIDS verileri birçok farklı kurum ve kuruluş tarafından yayınlanmaktadır. Ülkemizde bununla ilgili çalışan Sağlık Bakanlığı’nın yanı sıra Hacettepe Üniversitesi HIV/Aids Tedavi ve Araştırma Merkezi (HATAM) bulunmaktadır. Dünya genelinde ise Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Programı (UNAIDS) ve Global Burden of Disease (GBD) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bulunmaktadır.

DSÖ, (Dünya Sağlık Örgütü) Temmuz 2017 verilerine göre, dünyada 36,7 milyon HIV enfekte kişi olduğunu ve hastalığın tanımlandığı 1981 yılından beri 35 milyon kişinin hayatını bu hastalıktan kaybettiğini bildirmektedir. Dünya’da en fazla HIV/AIDS nerede görülüyor diye incelemek istediğimiz zaman ise önümüze şöyle bir grafik çıkmaktadır.

       

En fazla HIV/AIDS hastalığı tespiti sayısı 25,98 milyon ile Sahraaltı Afrika bölgesinde görülmektedir. İkinci sırada ise 2,36 milyon ile Güney Asya gelirken, üçüncü sırada 1,89 milyon insan ile Kuzey Amerika bulunmaktadır. En az görüldüğü yer ise 23.959 kişi ile Orta Avrupa Bölgesi olarak görünüyor.

Türkiye’de HIV/AIDS ile yaşayan kişi sayısında ise farklı kaynaklardan derlediğimiz farklı veriler bulunuyor.

       

Global Burden of Disease (GBD) verilerine göre Türkiye’de HIV/AIDS ile yaşayan kişi sayısı 2016 yılında 7.780 kişiydi. Ancak, eski Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in Nisan 2018 tarihinde yazılı soru önergesine verdiği cevap başka sayılara işaret ediyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de 1985 yılından 15 Mart 2018 tarihine kadar doğrulama testi pozitif tespit edilerek bildirimi yapılan 16.233 HIV(+) kişi ve 1.651 AIDS vakası mevcut. Vakaların %79,2’si erkek, %20,8’i kadın olup, %15,2’i yabancı uyruklu kişilerden oluşuyor. Türkiye’de vakaların en fazla görüldüğü yaş aralığı da 30-34 ve 25-29 yaşları.

       

Sağlık Bakanlığı’nın veri tabanından toplam HIV ve AIDS vakalarının yıllar içerisindeki seyrine baktığımızda da bu sayının giderek arttığı görülüyor.

       

Yine aynı veri tabanında yer alan sayılara göre, Türkiye’de bu zamana kadar görülen HIV ve AIDS vakalarının %47,8’inin bulaşma yolu bilinmemekle birlikte, en yaygın olası bulaşma yolu cinsel ilişki olarak belirtilmiş.

       

Aşağıdaki grafikte Türkiye’de yaşlara göre HIV/AIDS’e bağlı olarak ölümlerin dağılımı görülmektedir.

       

90’lı yıllardan itibaren yükselişe geçen ve 2005 yılında zirveye ulaşan dünya genelindeki HIV/AIDS’e bağlı ölüm sayısı, 2 milyona yaklaşmış ve sonrasında ise düşüşe geçerek 2016 yılında 1 milyon civarına gerilemiştir. Türkiye’de HIV/AIDS’ten en fazla ölüm 15-49 yaşları arasında gerçekleşirken en az ölüm ise 70+ yaşlarında görülmektedir. Bu iki grafiği karşılaştırdığımızda önemli bir sonuç ortaya çıkıyor. Türkiye’deki HIV/AIDS kaynaklı ölüm sayısı dünyadaki azalma eğilimine karşı artış gösteriyor.

Ölümlerin oranını gösteren grafiklere baktığımızda da dünyada 1990 yılında her 100.000 HIV/AIDS hastasından %5,8’inin yaşamını yitirdiği, 2004 yılında bu oranın %29,5’e kadar yükseldiği ve sonra 2016 yılında %13,7’ye kadar gerilediği görülüyor. Benzer bir karşılaştırma sonucuna burada da ulaşmak mümkün. HIV/AIDS vakalarında ölüm oranı dünya genelinde azalırken bu oran Türkiye’de her ne kadar dünya oranının çok daha aşağısında olsa da giderek artış gösteriyor.

       
       

Ülkeler HIV/AIDS ile mücadele ve toplumun bu hastalık konusunda daha doğru bilgilere ulaşabilmesi konusunda çalışmalar yapsa da halen dünya genelinde önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Üstelik, HIV/AIDS pozitif olan bireylerin potansiyel olarak sosyal damgalanma ve ayrımcılığa uğrayacağı endişesi ile tanı ve tedavi hizmetleri almaktan kaçındığı da düşünüldüğünde durumun boyutunun aslında çok daha büyük olduğu düşünülebilir.

MUTLAKA İZLEYİN:

Kamu Sağlık Harcamaları