Doğruluğun Sesini Yükseltmek İçin Çalışan Doğruluk Payı’nın Sizin Desteğinize İhtiyacı Var

Görüntülenecek Sonuç Bulunamadı!
Görüntülenecek Sonuç Bulunamadı!
Okuma Süresi   10 Dakika
Konu Başlığı: Sosyal Politikalar

Dünya Kadınlar Günü

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadın işçilerin tarihteki hak temelli toplumsal hareketlenmesine dayanıyor ve dünyanın çeşitli yerlerinde etkinlikler ve yürüyüşlerle kutlanıyor. Bugünün dikkat çektiği önemli bir nokta da halen hem ülkemizde hem de dünyada toplumsal düzenin büyük ölçüde cinsiyet eşitsizliği üzerine kurulu olduğu. Her ne kadar bu konudaki farkındalık zaman içinde artış gösterse de, siyasetten ekonomiye birçok alanda kadınların maruz kaldığı toplumsal eşitsizlik hüküm sürüyor. Cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi için öncelikle durumun daha kapsamlı olarak ele alınması gerekiyor. Çünkü kadınların toplumsal durumlarını gösteren istatistiklere baktığımızda, kadın haklarıyla ilgili artış gösteren çalışmalar ve mücadelelerin halen yetersiz kaldığı görülüyor. Tüm bu farkındalık kampanyaları ve faaliyetlerin yanı sıra istatistiklerin kadınların Türkiye’deki durumuna ilişkin ne anlattığına da bakmamız gerekiyor. Ayrıca, doğru politikaların uygulamaya konması için de sorun teşkil eden alanların tespit edilmesi açısından da sayılara bakmak önemli bir çıkış noktası olabilir. Siyasetin ve toplumsal meselelerin doğru bilgi ışığında ele alınması gerektiğine inanan Doğruluk Payı olarak, kamuya açık ulusal ve uluslararası kaynaklardaki verileri kullanarak Türkiye’de kadınların durumuna ilişkin verileri derledik.

Kadın İstihdamı

Örneğin, kadınların erkeklere göre dezavantajlı olduğunun gözümüze çarptığı ilk alanlardan biri istihdam. Her bireyin hayatını idame ettirebilecek yeterli bir geçim kaynağı elde etmeye hakkı var. Çalışma hayatı da bireyin gelir elde edebileceği en önemli alanlardan biri. Ancak, işgücüne katılım ve istihdam oranlarına baktığımızda kadınların erkeklerden çok daha düşük oranlara sahip olduğu görülüyor. Resmi istatistik kurumu TÜİK tarafından açıklanan, son olarak Kasım 2018 verilerinin yer aldığı işgücü istatistiklerine göre, 15-64 yaş grubundaki toplam erkeklerin %78,5’i işgücüne katılım gösterirken, bu oran kadınlarda sadece %38,3. Benzer bir eşitsizlik istihdam oranında da söz konusu. 15-64 yaş arası erkeklerin %69,5’i istihdam edilirken, kadınlarda bu oran %32,6 düzeyinde kalıyor. Aynı yaş grubu içerisinde erkekler arasındaki işsizlik oranı %11,4, kadınlarda ise tam %15.

15-24 yaş arası genç nüfusun işsizliğine baktığımızda da kadınların erkeklere göre daha kötü bir durumda olduğu anlaşılıyor. Toplam genç nüfusun işsizlik oranı %23,6. Bu oran erkeklerde %21,3’ken, kadınlarda %27,7’ye kadar çıkıyor. Ülkedeki gençlerin durumuna ilişkin TÜİK’in referans verdiği bir diğer gösterge de genç nüfus içerisinde ne eğitimde ne istihdamda olanların oranı. Herhangi bir eğitim kurumunda veya işte olmayan 15-24 yaş arası kadınların oranı, erkeklerinkinin oransal olarak yaklaşık iki katı. İstatistiklere göre, 15-24 yaş arasındaki kadın genç nüfusu içerisinde ne eğitimde ne de istihdamda olan kadınların oranı %32,8. Eğitim görmeyen ve çalışmayan erkeklerin ise toplam genç erkek nüfusun içerisindeki payları sadece %16,1.

Kadınların eğitim düzeyleri, iş bulmalarında da önemli bir etken. Türkiye’de son olarak bitirilen eğitim düzeyi ne olursa olsun erkeklerin istihdam edilme oranları kadınlarınkinden daha yüksek. Bunun yanı sıra, son olarak daha alt kademeli bir eğitim kurumundan mezun erkeklerin işsizlik oranı kadınlara göre nispeten daha düşük. Bu da ülkemizde, kadınların iş gücüne katılabilmeleri için yükseköğretim mezunu olmalarının daha önemli olduğu, erkeklerin herhangi bir yükseköğretim kurumundan mezun olmasa dahi istihdam edilebilirliklerinin daha yüksek olduğu sonucuna işaret ediyor. İlkokul, ortaokul, lise veya yükseköğretim mezunları arasında kadın işsizliği hep erkeklerinkine göre çok daha fazla. Üstelik Türkiye, Eurostat verilerine göre yükseköğretim mezunu kadın istihdam oranında AB ülkeleri ile kıyaslandığında, içlerinde en düşük oranlardan birine sahip. AB ülkelerine ait ortak en güncel veri dönemi olan 2017 verilerine göre, Türkiye'de yükseköğretim mezunu kadınların %17,9'u işsizken, 28 AB ülkesinin ortalaması sadece %5.

Cinsiyetlerin işgücüne dahil olmama sebepleri de cinsiyetler açısından farklılaşmış durumda. Erkekler çoğunlukla emeklilik ve eğitimin devamı gibi sebeplerle işgücüne dahil olmazken, kadınların %55’i ev işleriyle meşgul olduğu için işgücünün dışında kalıyor. Bunun arkasındaki en büyük sebebin bir hanede erkeklerin gelir sağlayıcı, kadınların da ev işlerini üstlenen birey olduğu yönündeki görüş olduğu savunulabilir. Türkiye’de kadınları sadece ev içi işlerle özdeşleştiren ve sınırlayan anlayış, kadınların ekonomik özgürlük ve güç elde etmelerinin önünde ciddi bir engel teşkil etmiş oluyor. Bireyin hayatını idame ettirebilecek temel bir geçim kaynağı elde etmesinin, cinsiyet farkı gözetmeksizin çalışma hayatına eşit koşullarda katılabilmenin herkes için temel bir hak ve özgürlük olduğunun bilincinde olan sosyal politikalar her ne kadar yıllar içerisinde artış gösterse de, bu noktada hala yetersiz kalıyor.

İş hayatında sigorta ve kayıtlılık durumu da yine cinsiyetler açısından oldukça adaletsiz. Tarımda neredeyse aynı sayıda çalışan erkek ve kadın bulunmasına rağmen kayıtlılık oranında büyük bir fark söz konusu; tarımda çalışan kadınların %92,7'si kayıt dışı çalıştırılırken, erkeklerin ise %76,9'u kayıt dışı çalıştırılıyor. Tarım dışı faaliyet alanlarında nispeten daha eşit bir oran gözlense de, halen tarım dışı alanlarda istihdam edilen kadınların %24,3’ünün bir sosyal güvencesi yok.

Ülkemizde 6 yaş ve üzeri bireylerin okuryazarlık durumuna göre hesaplanan okuryazar olmayan nüfus oranı her yıl azalma gösterse de, bu alanda da cinsiyetler arası büyük bir eşitsizlik hala devam ediyor. Ülkemizde, güncel olarak açıklanan 2016 verilerine göre, 6 yaş ve üzeri nüfus içerisinde yaklaşık 2,5 milyon kişi, yani toplamın %3,5’u okuma yazma bilmiyor, bu nüfusun içerisinde ise kadınların oranı %84,6 yaş üstü toplam kadın nüfusun %5,9'u okuma yazma bilmezken, erkeklerde bu oran sadece %1,1.

Kadınların eşit olarak seslerini duyurma imkânı bulamadıkları bir diğer alan da siyaset. Siyasi temsiliyetlere ilişkin sayılara baktığımızda, Türkiye’de kadınların siyasi karar mekanizmalarına katılımlarının oldukça orantısız olduğunu görebiliyoruz. Türkiye’de mecliste kadın parlamenterler sadece %17,4’lük bir yere sahip ve bu oran yaklaşık %23,4 olan dünya ortalamasının da altında kalıyor. Şu an parlamentoda görev başında olan 595 milletvekilinin sadece 104’ü kadın. Yine şu anki kabinede sadece 2 kadın bakan bulunuyor. Yerel yönetimlerde ise cinsiyetler arası daha büyük bir eşitsizlik söz konusu. 2014 yılı yerel seçimlerinde kadın belediye başkanı oranı %2,9, muhtar oranı ise %2 seviyelerinde kalmıştı.

Kadınlar, yöneticilik gibi üst kademe pozisyonlarda da erkeklerle eşit düzeyde yer bulamıyorlar. Dünya Bankası Girişimcilik Araştırması’na göre, Türkiye’de kesin ve en güncel sayılar bilinmemekle beraber şirket sahipliğinde kadınlar sadece %25,4’lük bir yer tutuyor. Kadın çoğunluklu yöneticilere sahip şirketlerin oranı ise sadece %0,3. Şirketlerin sadece %5,4’ünde bir kadın üst düzey yönetici bulunuyor. Tam zamanlı çalışanların da sadece %21,9’u kadın.

Yüksek Öğretim Kurumu’nun sağladığı güncel verilere bakarak akademide de nispeten daha iyi ama benzer bir durumun varlığını tespit edebiliyoruz. Örneğin, mevcut akademik yıl içerisinde kadın profesörler toplam profesörlerin sadece %31,5’ine tekabül ediyor. Bu oran, Doktor Öğretim Üyeleri içerisinde %43,2. Türkiye’deki öğretim elemanı tüm akademisyenler içerisinde ise kadınların oranı %44,6.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun kamuya açık kaynaklardan derlediği istatistiklere göre, geçtiğimiz yılda kadın cinayetleri artış göstermiş. 2018 yılında 440 kadının öldürüldüğü, 317 kadın ve 1.217 çocuğun da cinsel istismara uğradığı belirtiliyor.

Türk Medeni Kanunu'na göre, 18 yaşını doldurmuş erkek ve kadınlar izne gerek kalmaksızın, 17 yaşını dolduran erkek ve kadınlar da yasal temsilcilerinin izniyle evlenebilmektedir. 16 yaşını dolduranlar için ise özel bir durum oluşturulmuştur, bu yaştakiler "olağanüstü durum ve sebeplerin varlığı" şartıyla hâkim kararıyla evlenebilmektedirler. TÜİK tarafından hazırlanan 2017 yılı "İstatistiklerle Çocuk" verilerine baktığımızda, kız çocuklarının evlilikleri ile ilgili edindiğimiz veri, 16 ve 17 yaşındakileri kapsamaktadır. TÜİK verilerine göre, 16-17 yaş grubunda olan kız çocuklarındaki resmi evlenmenin, toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2005 yılından 2016 yılına kadar genel bir düşüş göstermiştir. 16 yaşından küçükler için resmi nikâh uygulaması olmadığından, yapılan dini nikahların verisine ulaşılamamaktadır. 16 veya 17 yaşında evlenen kız çocukları, 2017 yılındaki tüm evliliklerin %4,2’sine tekabül ediyor. Bu da 2016 yılındaki %4,6’lık oran düşünüldüğünde çok küçük bir iyileşmenin yaşandığını gösteriyor. Yıllar içerisinde 18 yaşından önce evlenen kız çocuklarının ve toplam evlilikler içerisindeki oranlarının sayısında bir düşüş gözlense de, ülkemiz için halen bu sorun büyük bir önem teşkil ediyor. TÜİK'in "Annenin yaş grubuna göre doğumlar" tablosuna göre de, verilerin en güncel olduğu 2017 yılında annenin yaşının 15'ten küçük olduğu toplam 227 doğum gerçekleşmiş. 15-17 yaş arası annelerin sayısı da oldukça fazla, bu yaş aralığında yer alan da toplam 14.554 doğum var. 2017 yılında gerçekleşen toplam 1.291.055 doğum içerisinde 18 yaşından küçük anne olanların oranı da yaklaşık %1,1. Ancak, kayıt altına alınmayan, "bilinmeyen" olarak raporlanan doğumların sayısı da düşünüldüğünde aslında çocuk annelerin görünenden daha büyük bir sorun olduğu tahmin ediliyor çünkü bu sayılar yalnızca hastanede doğum yapan ve kayıt ettirilen çocukları kapsıyor.

Son olarak, World Economic Forum Global Gender Gap 2018 raporuna göre, 149 ülke arasında cinsiyet eşitliği açısından Türkiye 130. sırada yer alıyor. Ekonomik alanda 131. sırada gelen Türkiye’nin bu alandaki sıralaması da geçtiğimiz yıla göre gerilemiş. Türkiye’nin aynı raporda bir önceki yıla göre ciddi oranda gerilediği bir diğer alan da sağlıkta cinsiyet eşitliği. Bu alanda Türkiye’nin sıralaması 2018 yılında 67 olmuş. Siyasi arenada cinsiyetlerin eşitliği alanında da Türkiye 113. sırada geliyor.

Doğruluk Payı olarak, "cinsiyet eşitliği" verilerini sizlere gururla sunabileceğimiz 8 Martlar göreceğimizi umuyoruz. Tüm kadınların dünya emekçi kadınlar gününü kutlarız!

MUTLAKA İZLEYİN:

Türkiye'nin Dış Ticareti