Doğruluğun Sesini Yükseltmek İçin Çalışan Doğruluk Payı’nın Sizin Desteğinize İhtiyacı Var

Görüntülenecek Sonuç Bulunamadı!
Görüntülenecek Sonuç Bulunamadı!
Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı | T.C

Diplomasinin de bir edebi, adabı var. Burası senin ülken değil, Türkiye. Sen konsolosluk binası veya konsolosluk sınırları içerisinde hareket edebilirsin, diğerleri izne tabidir.

26 Mart 2016 tarihinde İstanbul'da söylendi.
Okuma Süresi   9 Dakika
Konu Başlığı: Uluslararası İlişkiler

Konsolosların Dava Takip Etmesi İçin İzin Almaları mı Gerekiyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz cumartesi günü Dünya Türk Girişimcilik Kurultayında Türkiye’nin uzun zamandır gündeminin merkezinde yer alan Can Dündar/Erdem Gül davasıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Tayyip Erdoğan, MİT tırları davasının ilk duruşmasına katılan yabancı diplomatlara yönelik “Siz kimsiniz, ne işiniz var orada?” sözlerini sarf etti ve diplomasiyle alakalı şöyle bir beyanda bulundu: “Diplomasinin de bir adabı var. Burası senin ülken değil, Türkiye. Sen konsolosluk binası veya konsolosluk sınırları içerisinde hareket edebilirsin. Diğerleri izne tabidir.”

Türkiye’de Basın Özgür Değil

Erdoğan’ın sözlerinin hukuki yorumunu yapmadan önce, Can Dündar/Erdem Gül davasının niçin hem Dünya hem de Türkiye nezdinde bu denli önemli olduğunu anlamak gerekir. Özgür basının tehdit altında olması, AB adaylığı bulunan Türkiye’ye gözlerin daha yoğun bir şekilde çevrilmesine sebep oluyor. 2015 yılında, Türkiye, özgürlük alanındaki gelişmeleri izleyen Freedom House’a göre basın özgürlüğü alanında “Not Free(Özgür Değil)” kategorisinde yer alıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in hazırladığı Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre ise 180 ülke arasında 149. sırada kendine yer bulabiliyor. Ortada böyle bir tablo varken, bu ve bunun gibi davalara yüklenen değer anlaşılabilir kılınmış oluyor.

Basın Özgürlüğü İfade Özgürlüğünün Özel Bir Görünümü

Tablonun bütününe bakacak olursak, bu davaya verilen önemin bir diğer sebebi ise yalnızca Can Dündar ve Erdem Gül’ün değil, bu dava üzerinden ifade ve basın özgürlüğünün yargılanmasıdır. Anayasa Mahkemesi gerekçeli kararında üzerine düşünülmesi gereken ve bu konunun da aydınlatıcısı olan şu cümlelere yer veriyor: “İfade özgürlüğünün özel bir görünümü olan basın özgürlüğü sadece basının haber verme ve yayma hakkını koruyan bir özgürlük değildir. Basın özgürlüğü demokratik çoğulculuğun sağlanabilmesi açısından halkın haber ve fikirlere ulaşma özgürlüğüyle de doğrudan ilgilidir. Özellikle halkın kamuyu ilgilendiren tartışmalar kapsamındaki haber ve fikirlere ulaşmasına imkân tanınarak bu tür tartışmalara katılımının sağlanması demokratik çoğulcululuk için vazgeçilmez niteliktedir. Bu bağlamda basının -gazetecilik etiği çerçevesinde- kamunun 'gözetleyicisi' olarak haber ve kanaatleri yayabilmesi demokratik bir devlette şeffaflık ve hesap verilebilirliğinin sağlanmasına da katkıda bulunur.”

En Çok İhlal Edilen Hak: Adil Yargılanma Hakkı

Bütün bunlara ek olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde koruma altına alınan “adil yargılanma hakkı” konusunda Türkiye’nin karnesi pek de iç açıcı değil. Anayasa Mahkemesi'ne Bireysel Başvurunun başladığı günden 2015’in Nisan’ına kadar geçen sürede 38 bin 67 başvurunun 34 bin 482’si adil yargılanma hakkı ile alakalı. Tüm bu verileri düşündüğümüzde, davanın kritik toplumsal rolünü ve bir bakıma yalnızca davalı tarafları bağlamadığını, etkilerinin oldukça kuvvetli olduğunu anlayabiliyoruz.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iddiasına dönecek olursak, bu iddiayı incelemek için öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na, Ceza Muhakemesi Kanunu’na, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve son olarak Türkiye’nin taraf olduğu diplomatik ilişkiler hakkında Viyana Sözleşmesi’ne bakmak gerekir.

Hukukta Aleniyet İlkesi

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası madde 141’de Duruşmaların Açık ve Kararların Gerekçeli Olması kenar başlığı altında şu hükme yer verir: “Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir.”

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 182. maddesinin ilk cümlesinde “Duruşma herkese açıktır.” hükmü yer alır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6.maddesi ise şöyle diyor: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. ”

Türkiye’nin taraf olduğu Viyana Sözleşmesi’ne bakacak olursak 3. maddenin 1. fıkrasında “Bir diplomatik misyonun görevleri, diğerleri meydanında şunları da kapsar” denilerek 5 bent halinde sayılmıştır. 4. bent olan d bendine baktığımızda “Bütün yasal imkânlarla, kabul eden devletin durumunu ve gelişmelerini tespit etmek, bunlar hakkında gönderen devlet hükümetine bilgi vermek.” hükmünü görürüz. 2. fıkrada da sözleşmedeki hiçbir hükmün konsolosluk görevinin bir diplomatik misyon tarafından yürütülmesini önleyecek şekilde yorumlanamayacağı belirtilmiştir.

Konuyla alakalı hukuki bilgileri gözden geçirdiğimizde, mahkeme tarafından gizli yapılmasına ilişkin bir karar alınmayan her duruşma “herkes” tarafından izlenebilir. Dolayısıyla diplomatik temsilciler, konsoloslar, misyon şefleri de istedikleri davalarda izleyici koltuğunda oturabilirler; bunu engelleyen yasal bir düzenleme yoktur.

Yrd. Doç. Dr. Murat Önok’un bu konuyla ilgili görüşüne göre de Viyana Sözleşmesi’ne baktığımızda, diplomatların iç işlerine müdahale yasağı vardır fakat ülkedeki gelişmeleri yakından izleme hakları da mevcuttur. Bulundukları ülkedeki önemli olayları takip etmeleri iç işlerine müdahale anlamına gelmemekte. Mahkemeye herhangi bir telkin ya da talimatta bulunmadıkları sürece buna bir engel yoktur.

İddiaya konu olan durum yalnızca ülkemizde rastlanır bir durum değildir. Türk diplomatları da, görev yaptıkları ülkelerde Türkiye’nin ilgilendiği pek çok davayı haklarına binaen, yakından takip ediyor. Türkiye’nin Almanya Büyükelçisi Avni Karslıoğlu, Nazi katliamı ile ilgili NSU davasının duruşmalarının birine katılmış, hatta sonraki duruşmalara da temsilcisini göndermişti. Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in AİHM’de, “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır.” sözleri nedeniyle İsviçre ile karşı karşıya geldiği davanın ilk oturumuna, eski AB Bakanı Egemen Bağış ve CHP eski Genel Başkanı ve Antalya milletvekili Deniz Baykal da katılmıştı. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yargılandığı davayı da pek çok yabancı diplomat, yerinde izlemişti. 

Genel bir değerlendirmede Erdoğan’ın diplomatlara yönelik eleştirileri hem Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na hem de Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırı düşüyor. Ayrıca Türkiye’nin taraf olduğu Viyana Sözleşmesi ışığında da mesnetsiz kalıyor.

Sonuç olarak toparladığımızda, Recep Tayyip Erdoğan’ın iddiasında doğruluk payı yoktur.

Sonuç olarak;

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İddiasında Doğruluk Payı Yoktur.

Bu iddia kontrolüne dair itirazlarınız varsa bize ulaşabilirsiniz.
MUTLAKA İZLEYİN:

Türkiye'nin Dış Ticareti