Milli Tarım Projesi ve Yerli Tohum Tartışmaları
04 Ocak 2017 | Tarım, Orman ve Köyişleri | Yazar : Bengi Cengiz
img

Ekim ayında Başbakan Binali Yıldırım tarafından duyurulan Milli Tarım Projesi dahilinde yapılacak değişiklikler belli olmaya başladı. Geçtiğimiz hafta Antalya’da, Milli Tarım projesi hakkında konuşan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, 2018 itibariyle sertifikalı tohum kullanmayan çiftçilerin destek alamayacağını açıkladı.

Başbakan Yıldırım tarafından açıklanan Milli Tarım projesi aslında tarımsal üretimi canlandırmayı hedefleyen bir dizi planlama ve desteği kapsıyor. Buna göre üreticilere çeşitli şartlar dahilinde destekler sağlanacak. Örneğin, belirlenen 19 tane tarımsal ürünün yetiştirildiği spesifik havzalarda üretim yapanlara destek verilmesi söz konusu. Bu tarz desteklerin yılda 2 kere yapılmasının öngörüldüğü projede ayrıca gübrede %23 indirim ve çiftçinin kullandığı mazotun yarısının devlet tarafından ödenmesi kararları yer alıyor. Başka bir dizi politika öneren projenin 2017 itibariyle uygulanmaya başlanacağı belirtiliyor.

Sertifikalı Tohum ve Yerel Tohum

Proje dahilinde Bakan Çelik’in yaptığı açıklama sonrası, verilmesi planlanan desteklerle ilgili şartlardan birinin de sertifikalı tohum kullanma zorunluğu olduğu anlaşılıyor. Buna göre tohumluk üretiminde, yani bitkilerin çoğaltılması için kullanılan tohum ve benzeri bitki kısımlarının üretiminde sertifikasız tohum kullananlar vaat edilen desteklere hak kazanamıyor. Bu konuyla ilgili 2006 yılında çıkarılan tohumculuk ile ilgili düzenlemede sertifikasız tohumların ticari amaçla satışı da yasaklanmış; yalnızca çiftçiler arasındaki tohum takasları istisna olarak belirlenmişti. Yine aynı düzenlemede yer alan Bakanlığın bazı yetkilerini özel hukuk tüzel kişilerine bırakmasına dair madde de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti.

Peki sertifikalı tohum ne demek? Sertifikalı tohum; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından denetlenen ve sertifikalandırılan, ıslah edilmiş tohumlara verilen isim. Sertifikalı tohumlar çoğunlukla GDO’lu tohumlarla karıştırılmakta ancak bu doğru değil. Sertifikalı tohumlarda genetik müdahale veya yabancı madde yok. Bunlar üretim açısından olabilecek en verimli haldeki, olgunlaşma ve hasat zamanları aynı olan, tedarikçiler tarafından çimlenme garantisi verilen endüstriyel tohumlar. Yüksek verim ve dolayısıyla kazanç vaat eden bu sertifikalı tohumlar aynı zamanda hibrit tohum olarak da bilinmekte. Hibrit tohumlar aynı bitkinin farklı türlerinin kendi aralarında insan eliyle tozlanarak, melezlenmesi sonucu üretiliyor. Bu formun dezavantajı ise tohumların bir daha aynı ürünü alabilmek için kullanılamıyor olması. Yani hibrit tohum kullanan bir çiftçi, aldığı ürünlerinden tohum alabiliyor olsa da bunları ektiğinde ilk seferdeki aynı ürüne ulaşamamakta. Dolayısıyla, ilk seferdeki aynı ürünü üretebilmek için her sene yeniden aynı hibrit tohumu satın almak mecburiyetinde.

Bakan Çelik’in açıklaması sonrasında yerel tohumu savunanlar da endişelerini dile getirmeye başladılar. Eleştirilere bakılırsa sertifikasız tohumdan kastedilen yerel veya bilinen adıyla “atalık” tohumlar. Her ne kadar yerel tohumlar sertifikalandırılabiliyor olsa da konuyla ilgili çalışmalar yürüten kesimler, bu düzenleme ile çiftçilerin dededen kalma, yerli tohumlarını kullanamayacaklarını savunuyorlar. Zira Milli Tarım projesi kapsamında bu yerel tohumların sertifikalandırılması hakkında henüz net bir düzenleme mevcut değil.

Buğday Derneği, Ulusal Tohum Takas Merkezi gibi sivil toplum kuruluşları ve yerel örgütlenmeler yerli tohumlarla ilgili farkındalık yaratmaya çalışan gruplara göre ise sertifikalandırma süreçleri küçük çiftçileri zor durumda bırakabilir, onları sertifikalı tohumlara mecbur bırakabilir. Örneğin Buğday Derneği’nden Mehmet Gürmen’in açıklamalarına göre yerli (atalık) tohumları kullanan çiftçiler kâğıt üstünde bu tohumları tescilletebiliyor. Ancak tescil süreci uzun ve maliyetli olduğundan çoğunlukla tüzel kişilikler, özel şirketler tohum tescillemekte. Bu da yerel türlerin tohumlarının özel mülkiyet olması, üretim ve pazarlamasının da böylece tescil sahibi kurum ve kişilerin tekelinde olması anlamına geliyor. Yani özel şirketlerce tescillenmiş yerel tohumların kullanılabilmesi için bu şirketlerden tohum alınması gerekecek.

Bu düzenlemeyi destekleyenler de mevcut. Türkiye Tohumcular Birliği’nden yapılan açıklamada sertifikalı tohum kullanımının teşvik edilmesinin gıda güvenliği ve sağlığı açısından oldukça önemli olduğunun altı çiziliyor. Açıklamada ayrıca bu düzenlemedeki Ar-Ge destekleri ile yerli tohum üreticilerinin uluslararası alanda rekabet edebilecek düzeye geleceği de ifade ediliyor.

Türkiye Tohum Üretimi ve Dış Ticaretinde Ne Durumda?

Milli Tarım projesinin temel dayanaklarından bir tanesi de tarımda dışa bağımlılığın azaltılması olarak belirlenmiş durumda. 2015 yılı için tohum ticareti ile ilgili verilere bakıldığında, Türkiye’nin tohum ithalatının tohum ihracatını oldukça geçmiş olduğu görülüyor. 2015 yılı itibariyle toplam tohum ithalatı 202 milyon dolar olurken, tohum ihracatı ise 102 milyon dolarda kalmış durumda. İthalatı yapılan tohumlar arasında en yüksek miktarda olan patates tohumu. En çok ihraç edilen tohumlar ise mısır ve ayçiçeğine ait. Tabloya bakıldığında dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise 2007 yılı itibariyle ithalat ve ihracatta gerçekleşen yükseliş. Bu durum, 2006’da kabul edilen Tohumculuk Kanunu’nun yürürlüğe girişinin yarattığı bir etki olabilir. Ayrıca Türkiye’nin ithal ettiği tohumların, genellikle sebze tohumu olduğuna da belirtmek isteriz.

Tohum ithalatı yüksek olmasına rağmen, tohumluk üretimi açısından bakıldığında özellikle 2009 yılı itibariyle üretim miktarında hızlı bir yükseliş görülüyor.

Tohumluk üretimindeki artışa kamu ve özel sektör ayrımı ile baktığımızda da 2004 yılı sonrası kamunun üretimdeki payının giderek azaldığını, buna karşılık özel sektörün payının ise artış gösterdiğini söylemek mümkün.

Daha detaylı bakıldığındaysa özel sektörün tohum üretiminde artan ağırlığının arkasında buğday, arpa, soya ve mısır tohumlarında özel sektörün payının %100’e ulaşmış olması yatıyor olabilir. Buna göre 1995 – 2015 arasında ayçiçeği, patates ve diğer sebze tohumlarında özel sektörün payı değişmezken, yukarıda sıraladığımız tohumların üretiminde özel sektör hâkim duruma gelmiş. Örneğin, 1995 yılında buğday tohumu üretiminde özel sektörün payı %3 iken, 2015 yılında %64’e ulaşmış durumda. Soya tohumunda ise söz konusu oran %1’den %100’e ulaşmış.

Kaynaklar

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tohum İhracat Verileri
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tohum İthalat Verileri
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tohumluk Üretim Verileri
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tohumluk Üretimi Verileri (Kamu ve Özel Sektör)
5553 sayılı Tohumculuk Kanunu
Buğday Derneği Açıklaması
ÜRKTOB Çalıştayı ve Bakan Çelik’in Açıklaması
Buğday Derneği Mehmet Gürmen’in Açıklamaları
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Bilgilendirme Broşürü

Yorum Yaz
Bu yorumu takip etmek için
Bu yorumu
takip etmek için